31 Aralık 2010

o oooo


koca bir yıl daha ha!

Vallahi zahmet,
eziyet!
Billahi külfet!!!


30 Aralık 2010

özet


Bu bir seçimdi!

Ya hayatı yaşarsın

Didinerek

Hayatın içinde!

Ya hayatı izlersin

Korkak ve ıssız bir gölgede..

İşte özet buydu!


29 Aralık 2010

hı?

“Vicdanının sesini dinle bak ne diyor….”

Bi halt demiyor!demeye gücü mü yetiyor!


Önce bendeki hesap kesilir, çok alacağım var…

Nerdeydi o vicdan dediğin gardroba saklandığımda! her dayağa kaç vicdan düşüyordu?

Tutsana elimi, bak vicdanın elimi yakıyor anne!

Saf, öpülesi çocukluğumun ilk aşkı; vicdanın nerde, hangi bacak arasında? Şimdi hangi dantelsi kızlık zarında!

Ey güzel dostum, hani yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi, kaç grammış çekip giderkenki vicdanın, darasını al tartsana?

Hangi vicdan!

Ve eyy günahsız oğlu günahsız; yatalak kalktığım sabahları, yerde sürünerek doğrulmaya çalışmak, karın doyurmak, parlatmak fayansları, karılık etmek…sırf yaşamak inadım yüzünden akça pakça vicdanın!!!

Hangi vicdan! Merhametle saçıma uzanamayan elin vicdanı mı,

Bir illet tuttuğunda, kulaklarını tıkıyan yaşlı bir kadının kör vicdanı mı,

Bi yanda ateşle kıvranan bi yavrunun haczine gelmiş bir memurun vicdanı mı,

Yoksa çekip gidenin, kilometrelerce öteden beynimin zonklamasına milyarlar yatıran bir adamın vicdanı mı!

Ben boktan bi şehrin dandik hastane koridorlarında günde 3 kez beynim dondurulurken kaybettim vicdanımı! Ben namluya sürülmüş bir kurşunu avuçlarken , adını bilmediğim birilerini tartaklarken, çocukken, gençken, sen ve kimse yokken kaybettim vicdanımı!

Merhamet ettiğim bit kadar adamın şuan gebermesini izliyor vicdanım!

Vicdanım duvarda asılı, vicdanım ipek çoraplarımın içinde…

vicdanım 6 yaşında susan bi kız çocuğunda, plastik bir bebeğin sarı saç telinde, yetim bıraktığım yavru bi kedide!

Vicdanım acınası bir kadının son sözünde!


Sonra halledilecek hesaplarımız var, sen anlamazsın!

2 cennet 1 cehennemi götürecek!


Bidaha "vicdan" deme bana!

hadi bak işine.....!


28 Aralık 2010

"fibromyalgia" lı sabahlar....


Güne tebessümle, fibromiyaljiyi selamlayarak başladım...

al sana 33 yılın hasar raporu:
-boyunda rotasyon
-gerilim tipi migren
-burunda deviasyon
-gastrik ülser
-solkol sinir sıkışması
-fibromiyalji
yumurtalık kistinden hallice 3 laparoskopi dikişi
+sezeryan kesisi
üst full protez diş
-dismenore...


eee dostum ne sandın; her kelimenin, her virgülün baksana ödenmiş hesabı:)))

şimdi yerdeki terliklerimi eğilerek giyebildiğim her sabaha şükrediyorum...

bazen gülerek düşünüyorum;
eyy tıp nelere kadirsin, "natural selection" a kafa tutmaktayım;)

(Günden notlar: bugün militarist yanım tavan yapmış durumda, sal beni Samothrakiyi alacam(!)


alttakine takılanlara:


26 Aralık 2010

uyku arası düşü....Libertango

(Saat sabahın 5’i

Niye karnım ağrıyor sanıyorsun!)

Beni hapset aklına

Bana işkence et

iflah olmıyayım bidaha…

sevmekten adamlıktan çık!

kaç çeşit ölebilirsin

göstersene bana!




22 Aralık 2010

ARZUHAL

Okuduğum kitaplarla dalga geçiyorum artık ve sabredemiyorum sonlarına...
-Bana kitap öner!!!

Çok sıradan geliyor TV haberleri; şöyle yeni, sarsıcı bişey olsun memleketimde!
Gazete haberleriyse sıkıyor artık; bi seri katil töresin mesela, ne kadar kardiyolog varsa öldürsün bu ülkede!

Sokaklarda geziyorum; herşey aynı, herşey yerli yerinde...
Bana tapınacağım bir yüz ver!!!

Sıyrıldım bak tüm günahlarımdan,
Beni yorma;
Bana sana varacak
En kısa yolu göster!

(Mümkünse....)
Saygılarımla....
(Kulunuz)


20 Aralık 2010

durum

Başa sarıp sarıp salak bi şarkının nakaratını dinliyorum…

Şimdi soracaksın sen bana “Allah için neyaptın bugün” diye…

Allah için ne yaptım biliyomusun;

Bigün daha taşıdım bu canı!!!

Ne keyifsiz bi kadın oldum son zamanlarda, oysa gel gör ki günlük hayatta pek inandırıcıyım bi başkasını oynamakta!

eee neylersin;

hiç kuramıyacağı cümlelerin hayranı, yaşamadığı sözcüklere inanan ve inandırmaya çalışanlarla dolu bu hayat!


19 Aralık 2010

dip


Luzumsuz akıp giden bir hayatı durdurabilirmisin?
gell yandaş olalım seninle...
Soydaş olmayalım ama senin açından tehlikeli bişey!


Sen, sen ,sen diyorum hep...
Hu kimsin sen???

dalgın...



BUGÜN HERŞEY SOĞUKTU DIŞARDA
VE BEN DALGINDIM...



(NOT: Tasarım aşamasında karaladığım (http://2.bp.blogspot.com/_8qS4wRkXHmc/TO72MS40m3I/AAAAAAAAAMk/f5ZyxmCBsuY/s1600/camur.JPG) üç boyutlu formun işte formunu bulmuş hali:)
ilerde son halini de paylaşacağım..(başka yok ama, bu memleket yaratıcıya hasret(!)



16 Aralık 2010

2010...


2010 un ne hayrını gördük!

Gördük gördük….

Gördük ki esnemesi imkansız doğrular eğrilebiliyor, gördük ki baştan sonu görünen yolları yürümeye çabalamak manzarayı komikleştirmekten başka bir işe yaramıyor …Gördük ki insan bi anda ameliyat masasına yatıyor, bir anda muhit değiştiriyor, bianda kendi için imkansızı başarabiliyor(!)

Ha bi de “yeter ki sen iste” yi gördük! Sen iste; en çirkin güzel olsun, sen düşle her şey müthiş bir kılığa bürünsün…sonra sen iste birden her şey ilk boktan haline dönsün!

Bazen gitmek lazım onu gördük….Gitmek, bırakmak, kaçmak…

Gördük ki bikaç dikiş izine daha müsait bu bünye, gördük ki temeli sağlam, kökü derinlerde bir “aile”, gördük ki; aşağılanmayı hak edenler her daim kafasına vurularak aşağılanmalı hatta nefes aldırılmamalı bu hatsizlere!!!!Gördük ki merhamet “sevmeye” yetmiyor, hatta ucu kaçınca küfre meylediyor insan!

Gördük ki siyaset feci bir hastalık, bikez bulaştın mı sonu gelmiyen gavur bişey!

Gördük ki doğru bildiklerimiz her daim doğru, yanlışlarsa her daim yanlış!

Gördük ki pek büyümüşüz, pek bi adam olmuşuz!

Gördük ki para lazım bişey, yarından tezi yok kemeri sıkmaya başlamalıyızJ

Gördük ki “delikanlılık” kiminde nikelaj bişey, çabuk dökülüyor uçkura bağlanınca!

Gördük ki kime güvenip kime güvenmiyeceğimizi hakikaten bilecek yaşa gelmişiz!

Gördük ki az pişmişiz, pişmeyi öğrenme yolundayız!

Gördük ki Tanrı 3 kuruşa 5 şey öğretiyor anlayana!

Gördük ki görülecek yaşanacak daha çoook şeyimiz varmış!

Gördük ki aslında biz hata kaldıramıyacak yaştayız!


Gördük ki meğer

“GÜVEN”,

“DÜRÜSTLÜK” en önemli şeymiş hayatımızda!

Ve gördük ki;

İnsan en çok birbaşınayken huzurluymuş…


14 Aralık 2010

garibim benim!

Oyy garibim...
Değmeden sızlayan
Yaram benim!
Çocukluğumun sorgusu,
Gençliğimin isyanı......
Bilsen;
Ben senin yerine
Ne çok küfrettim!
Sen, gül...
Bilmeden gülenim;
Ömrüm uzasın benim!
Sen sormuyorsun ya
Sebebini hayatın;
Ben sordum,
Ben küstüm,
Ben ağladım...

Oyy garibim...
En derin acım;
Kardeşim
benim!

11 Aralık 2010

so" winter" time!!!


ben böyle bi havada bunu duyarak ölmeli, bunu duyarak gömülmeliyim...

bugün çam ağaçları çok şıktı...
bugün salak beyaz bi sevinç vardı içimde; yanağım otobüs camına dayalı bunu dinlerken...


08 Aralık 2010

ben-sen-biz-siz-onlar


niçin sendelemeden almıyorum gardımı!
iyisi mi sen sıkısından bi yumruk salla evvela!
hırpala beni...
ben kendimden bilemem ki seni!!!



(kelalaka bişey:
bi bana, bi kendine(!)
sonra da etrafına bak!
herkes layık olduğuyla
layık olduğunu yaşar UNUTMA!!!



07 Aralık 2010

biraz...

Biraz aşsam duvarı “egoist”,

Biraz gerilesem “zavallı”,

Biraz meydan okusam “deli”,

Biraz aşık olsam “züleyha”,

Biraz sussam “lal”,

Biraz vursam “cani”,

Biraz bilsem “aydın”,

Biraz inansam “evliya”,

Biraz sezsem “kahin”,

Biraz anlasam “usta”,

Biraz yazsam “şair”,

Ve sen….

Biraz itsen “uçurum”!

(Kaptırıyorum kendimi “kendime”!

Başaramıyorum “ortası” olmayı!

Denge fakiriyim ben!

Ya Sen!!!!

Nasıl dengeliyorsun herşeyi???)


02 Aralık 2010

kulun kula isyanı

(gün içinden seçmece)

susmaktan yorulan kadın
dedi ki ötekine:
-Allah bitek senin Allahın mı?
Seni gören elbet bigün beni de görür!!!







30 Kasım 2010

yar bana bir eğlence medet

Kulanılmadık kelime , kurulmamış cümle kalmamış hiçbir kitapta!

E biz hangi acılı satırın altını çizip, hangi cümleyi kaydedeceğiz hafızamıza?

Hangi hayata özeneceğiz, hangisine ağlıyacağız…

Yaşanmadık bir hayat, tanımadık bir roman kahramanı mı kaldı elimizde?

Ee biz peki kime hayran olacağız..?

Kime hangi zorlu merdivenle tırmanacağız..

Ulaşılmadık yol, atılmadık adım mı kaldı şu kısa ömrümüzde?

Hiç durmadan tekrarlanan bir filmin;

Aynı sahnesinde, aynı tepkiyi veremeyen izleyicileriyiz.

Eee peki bizi hangi macera heyecanlandırır,

Hangi yokluk üzer, hangi varlık sevindirir bundan sonra?

Bilmelisin, artık hiçbirşey şaşırtmıyor bizi;

Ya sınırındayız bilgeliğin,

Ya pençesindeyiz gafil avlandığımız

Akut bir hastalığın!




29 Kasım 2010

mavi

“Güzel insanları güzel şeyler bulur” diyordu ;

O hep haklıydı!

O benim gözümdü,

kulağımdı…

İnancımdı…

Zamanla o dinledi ben sustum

O olmadığındaysa ben kendi kendimle konuştum…

Sonra anladık ki aslında

Birimiz dilsiz

Diğerimiz sağırdı!

Başladık kaçmaya özrümüzden

Kah o beni başka bir memlekette unuttu

Kah ben onu tanıdık bir şehirde!

Sonra tesadüfen karşılaştık;

120 metre kare içinde!

Şaşırdık!

ve

Bir ses duyduk

Tanıdık!

tıpkı benimki gibi

tıpkı ona benzeyen!

O bizim kararımız,

dünyaya meydan okumamız...

O bizim

Gözümüzün rengi,

O bizim yağmur sonrası

Ortaya çıkan ışıltımız,

O Van Gogh’un mor içinde

Beyazı!

O bizim en güzel yanımız…


27 Kasım 2010

olsun...


Bugün kötürümdüm biyere kımıldayamadım...

Olsun… çayım vardı, bican havliyle kurufasulye ve pilav yaptım…

Ülserim vardı… olsun…illa ki kuru soğan yenmeliydi yanında…


Hey dostum, 6lıya mı başlasak, yahut diğer şans oyunları, ya da piyango?

Ha ne dersin???

Şansıma inat başlasak mı?

Sırf bu tatsız talihi kırmak için, köşeyi dönmek için değil ama!

Ya da gel bişeye başlayalım seninle ne olduğu önemli değil!

Yeni bir alışkanlık edinelim!

Sırf kazanmak için!!!

KAZANMAK!



23 Kasım 2010

"Bir Adam Yaratmak"

(Necip Fazıl Kısakürek/ Bir Adam Yaratmak adlı eserinden alıntıdır)
..................................................................
""" HUSREV: Bir adam yaratmağa kalkıştım. Ona bir surat ve kader bulmak... Nerede bulayım? Kendimi buldum. Suratsız ve kadersiz adam şahlandı. Zinciri kırdı. Elimden kaçtı. Ben insanım. Beni arkamdan vurdu. Suratsız ve kadersiz adam benim suratımı takındı. Kalıbımı giyindi. Kaderimin içine yattı. Benim de kaderim buymuş."
..................................................................
"HUSREV: Ben tırmanmak istediğim kayadan düştüm. Meğer çok ileriye gitmişim. Yasak ülkelere girmişim. Gözü kör, yürürken, bir çiyan yuvasına basar gibi bazı sırların üstüne bastım. Onlar gaipler aleminin bekçileriydi. Ürktüler ve beni çarptılar. Yaratıcı neymiş, yaratmağa kalkışarak tanıdım. Yalancı ilah, doğ-ru-sunu tanıdı. Gölge artist öz sanatkarı tanıdı. Ben şimdi, şu anda tanıyorum Allahı. İlminin, sanatının karşısında aklımı veriyorum. Aklım bir cephane deposu gibi patlıyor, kül oluyor. Bekle, az kaldı."""
I-------------------------I


O bir ceylandı!

Avdı yani doğuştan!

Çünkü güzeldi!

Avcı gördü onu;

Biraz geri kaçtı ceylan;

Gözünden yaşlar sızıyordu…

Yaaaa.............

bak gördünmü

nekadar kolaydı zaten uçurumda duranı avlamak!!!!


(Ya o uçurumdaki gözü yaşlı ceylan olmak???????)


20 Kasım 2010

Reste rest!

Geceydi
ve kelimeler kılıç kadar keskindi!
Biraz daha açtım şarkının sesini.
O,
radyoya geçti;
bilmem ne FM in gürültülü şarkısına...
Geceydi, ayazdı,
sis vardı
bi dağın başındaydık
ve
üstelik dandik bi frekanstaydık!
Dedim:
"Dur hele!"
"Dur dur dur dur!"
"Dur ineceğim!"
"Kurda kuşa yem olacağım;
lime lime
toprağa serileceğim...
sonra benden ne kalıyorsa geriye
toprağa nüfuz ederek
ya bi ağacın köküne tutunacağım
yahut bi solucanın midesine...

Dedim:
"Dur!"
"Dur ineceğim!"
Duymamazlıktan geldi !
Sustu....
yem etmedi kurda kuşa...(!)
ve kapattım radyoyu,
kaldığı yerden devam etti şarkı.......

(Günden Notlar:
Bugün akşama doğru geçtiğim sokakta ülkesinden getirdiği ıvır zıvırı yere sermiş satmakta olan zenci bi seyyar satıcı, ona orada iş yaptırmak istemeyen Türkçesi bozuk bol kıllı vatandaşa "ırkçısınız siz, insan ayrımı yapıyorsunuz " diye bağırıyordu, gülmekten bayılacaktım!"ırkcılık mı dedin, fevaran etmek mi, bak bu daha iyiydi(!) Genelde mağdur ve ezilen olmayı tekeline almış vatandaş gafil avlandı, kilitlenip kaldı! güzeldi zevkten dört köşe oldum...!!)




06 Kasım 2010

AMENNA!

sen hiç hakkında hiçbirşey bilmediğin birine inandın mı?
ben inandım! küçüktüm...
sen hiç yalvardın mı birine, gözyaşı dökerek, titrek bi sesle, merhamet dilendinmi?
ben dilendim, hem de yıllarca....
sen hiç var olduğunu bildiğin şeye "yokmusun! "diye isyan ettin mi!
sen hiç isyan ederken " daha çok acı ver dahaaa" dedin mi...
ben dedim! genç bir ömrün enkazı altındayken....
sen hiç küstünmü birine? onun sana küsmeyeceğini bile bile....
sen hiç sorulmayacak birine "NEDEN?" diye sordun mu...
ben sordum ve hiç alamadım cevabını...
sen hiç yalvardın mı birine "tek şansım sensin" diye
ben sabahlara kadar yalvardım....
ya sen hiç "hayattaki tek ümidine " ümidim yok senden dedin mi...
ve sen hiç seni bırakırsa çıldıracağın birine " bırakma elimi ,aklımı yitiririm!" dedin mi...
ben hergece diyorum ONA,... el açarak!
Amenna!!!


03 Kasım 2010

yalnız kahraman



bir kahraman yaratmalı insan...
çamuru yalnızlık olan....
yalnız olmalı o...
öyle yalnız ki...
senden başka kimsesi olmayan!
senden başka kimseye ihtiyacı olmayan....
yalnız sana ait
yalnız seni düşleyen!
yapayalnız olmalı o;
acısı da
sevinci de
yalnız sen olan!
senle yaşayıp
senle ölecek olan!
ve bırakıp gidemiyeceğin kadar yalnız...
tek kahramanlığı
seni sevmek olan...

22 Ekim 2010

Meali yoktur hiçbiyerde...

Bende sevmek:

Chennemine gireceğini bile bile sevmektir Tanrıyı!
Sevmek;
Bunu tarif edecek hiç bi şiir, hiç bi türkü, hiçbir kelime karşılığı bulamamak lugatta!
Sevmek...
Dünyada hiç kimse sevmeyi bilmiyormuşcasına sevmek...
Sevmek;
Bir orduya değil, bazen dünyaya, hatta kendine meydan okurcasına!
Olmayanı oldurmak, olanı yok etmeyi göze alırcasına...
Uyumayı ona ihanet, düşünmeyi ibadet, ona yapılacak herşeyi bir ritüeli yerine getirir gibi sevmek...
Sevmek;
Züleyha'nın hıncı ve kini olmaksızın ,
Güldürmek ve yüceltmek için hapsetmeden, acıtmadan sevmek!
Onun seni anlayamayacağı, onun sana gücünün yetmeyeceği kadar sevmek!
Dünyalıklardan arınarak, anadan üryan sevmek...
Sevmek...
Diskalifiye etmek hayatı!!!
Geriye sarmak bir ömrü,
Herşeye sıfırdan başlamak....
Sevmek;
Tanrıyı kıskandırırcasına...
Kocaman bir yüreğin hakkını vermek için sevmek!
ve
Sevmek:
Bin yıl geçse üstünden herşeye ve herkese, doğanın ve zamanın işleyişine inat başladığın o ilk noktanın belleğidir sevmek!
sevmek yeminle eşdeğer,
vallahi de bllahi de sevmek!

(Not: Anlamadıysanız (kalbiniz mühürlenmiştir); meali yoktur hiçbiyerde!)
DİKKAT:Bu yazıyı salak sevdalarınızda malzeme olarak kullanmayınız, sevgiliniz hem bi bok anlamıyacaktır, hem de geri tepmesi pek muhtemel!)






17 Ekim 2010

Alejandro ile bohem hayat düşü

Biakşam oturup, gelecek hayali kuruyoruz Alejandro (küçük kardeş)ile.
Daha doğrusu 32 sene sonra nasıl bihayat yaşar ve nerde oluruzu düşlüyoruz!
Diyorum oğlum sen evlenmiyeceksin nasılsa ben de ozamana kadar birşekilde dul kalmalıyım mutlaka ! eee sen emekli olmuş olacaksın bir ev alırız beraberce ama mutlaka Ankarada, hatta Filistin cad. yada Büklüm de olmalı.Hani eski Ankara evleri vardır 2 ya da 3 katlıdır enfazla, içi eski püsküdür, apartman girişi küf kokar, banyosu ve tuvaleti dökülüyordur, mutfağında eski turuncu metal dolaplar vardır, karanlıktır, güneş girmez bu evlere niyeyse, evin dışı tozludur, yaşanmışlık sinmiştir her yanına, perde çekilmez evin içi dışardan görülür doğrudan, 50 mumluk ışık kullanılır çoğukez ve kimse casaret etmez böyle evlerin kapılarını çalmaya,zaten pek gelip gidenleri de olmaz!
İşte öyle bir ev alırız diyorum yahut olmadı kiralarız.Alejandro ile en büyük hayalimiz bohem bir hayat sürmek, onun da benim de genetik ve psikolojik yatkınlığımız var, onun benimki kadar olmasa da uzun süredir bizle yaşadığı için bir şekilde benzetmişimdir kendime...
("İnsan herşeyin hayırlısını ister oluum, kurduğumuz hayale bak" deyip; gülmekten de geberiyoruz biyandan....)
Hayali dinle şimdi:
Benim oda belli:
yatağım prinçten ve mutlaka saten çarşaflı, üstüne ekose battaniye örtülmüş...yatağın biyanında komodin üstünde mentollü kas kremim, viks, bipaket sigara, boğaz pastili, zencefilli çay dolu fincan, mide ilaçları, dozajı arttırılmış antidepresan, migren bandı,pedikür seti...cam kenarında çiçeklerim...yerde ve kitaplıkta kitaplarım, collection dergileri ve Belleten ler...biyanda dikiş makinam, boyama malzemeleri, kumaşlar, seramikler, yarısına gelinip atılmış örgüler, yünler...boş lavanta kolonyası şişeleri, makyaj malzemeleri, içilip sıraya dizilmiş kahve fincanları,içi dolu kültablaları, zamanı geçmiş ama atılmaya kıyılamamış vazodaki çiçekler, bir çanta dolusu tedbir icabı,olası hastalıklara çare ilaçlar,tamamlanamamış resimlerin duvara yaslanmış tuvalleri, duvarda hala gidilip görülememiş o kulenin fotoğrafları...kapı yanında yerde kedilerin uyuduğu sepetler, kapının arkasındaki askıda yaklaşık 10 tane eskimiş el çantası,yerde içi elişi dolu bikaç metal kutu....
Sahne ise şöyle canlanıyor gözümüzde:bişey yememekten iyice enine ve boyuna çekmiş,küçülmüş olan ben; üstümde rengi solmuş bir elbise, üstünde kalın bir hırka,altta kalın kilotluçorap üstüne giyilmiş kalın el örgüsü çoraplar (çünkü kadın yaşlı ve şimdikinden daha da çok üşümesi gerekiyor, üstelik yokluktan kombi az yakılıyor...), saçlar beyazlamış,tek örgü yapılmış arkada,örgü toka yerine paket lastiği ile tutturulmuş...koridorda ağır bir kedi çişi kokusu, elimde süt dolu kase ve diğer odadan gelen müzik sesi ve muhtemelen klasik batı müziği...(eee ağrılar artmış zorla da yürünüyor tabi,arada da boğucu bir öksürük,muhtemelen kuah olunmuş sıkça hastanede yatılıyor)ve yürüyorum koridorda... arkamda birbiri ardınca beni takip eden 3 kedi ve açlıktan bağırıyorlar...tuvaletten ağır bikoku yükseliyor çünkü kedilerin kumları da orada,banyoda ise biton tarihi geçmiş kozmetik malzemesi,jeller,maskeler,çünkü Alejandro da kokulu şeyleri seviyor hala günde 3-4 kez ayna karşısına geçip pörsümüş kaslarına bakıyor fakat müzik konusunda da kitaplar ,tiyatro ve sanat mevzularında kendisiyle anlaşılıyor...hem Alejanandro her yemeği pişiriyor daha çok soğuk mezeleri seviliyor,yanında mide habı, sonrası biküçük rakı bitiriliyor... fakat kendisi içki içmiyor, hala odasındaki o kiloluk ağırlıkları kaldırıyor, hala o saçmasapan kas şişirici şeyleri kullanıyor...karaciğeri iflas etti edecek...
benimse ençok bulgur pilavımı seviyor hatta arada temiz tencere bulursam yapıyor, bir soğan kesiyoruz yanına...ya da patlıcan musakkası istiyor hala ısrarla...
5 parasızız ama evimizde antika olan eşyalarımız var, faturaları bile zor yatırırken Alejandro hala marka ayakkabı giyiyor....bense hala aynı sigarayı içmekte ısrarcı...
asabiyetim ve tahammülsüzlüğüm artmış durumda; sokakta biraz ses olsa açıyorum camı avazım çıktığı kadar küfrediyor kapatıyorum...Alejandro ise herzamanki gibi "abartıyorsun abla!" diyor ben de "eee in sustur ozaman pezevenk!" diyorum...o küsüyor bazen bana...odası benimkinden beter; heryanda buruşturulmuş kağıt mendiller,cd ler, teki kaybolmuş çoraplar, yerlerde kitaplar, vücut geliştirme dergileri,...traş makinesi, bir sepet içinde biriktirdiği kirlileri...masa üzerinde elma koçanları, dibi yapış yapış kalmış çay fincanları...parfümleri...kapı arkasında her daim ütülü olan gömlekleri ve o çok sevdiği kadife takımı...
vs. vs....
böyle yaşıyoruz işte...
hayal bitiyor ve
sonra diyorum ki Alejandroya:
- "ulen olum sana bakacaksam niye boşıyayım herifi ozaman"
o:
-"ben bakarım kendime abla"
ben:
"tamam oluuum evlenme ozaman!"
sonra biara benim günahsıza anlatıyorum hayalimizi
diyor ki: "beni de alın boheminize!"

yaaa anlamıyorum ki niye her düşümde inatla bir erkek olmak zorunda!!!
Bir başıma yaşayıp öyle bir bohem hayatı, sonra o çöplük içinde geberip gidemiyorum sanki!!!!

(NOT: düşte yatağımın baş ucundaki komodin üzerindeki eşyalardan saymayı unuttuklarım: tozlanmış bir çerçeve içinde boncuğumun felanca üniversiteden mezuniyetinin kepli fotoğrafı, plastik bardak içinde alt+üst protez dişlerim ha bide karalama defterim!)


28 Eylül 2010

halk dilindeki adıyla:"Delikanlılık" (!)

Delikanlılık 10 faktörlük bişey…

Şimdilerde ne kadar kalassan okadar delikanlısın! Acıttığın canlar ve salladığın yumrukların sayısıyla doğru orantılı delikanlılığın! Delikanlı adam kaybetmez!Nede kaybetmez;? Kumarda, aşkda ve işte! Kumarda kaybetse canısağolsun, kazanana kadar oynar nasılsa, olmadı parmağındaki yüzüğü satar yine oynar, yine oynar! İşte kaybetmez, kaybetmemek için her türlü hödüklüğü yapar, çünkü bilir para her şeydir ve para yoksa ne kadın ne kumar ne içki nede başka bir eğlence mümkündür! Aşkta kaybetmez çünkü hep biri bitmeden diğerini hazırlar, o bitti mi nasılsa önceki vardır elde, bisüre idare eder! Delikanlı adam kaybetmez , haybetmemek için de hertürlü yalan ve dolan mübahtır nasılsa aşkta! Delikanlı adam bir tek kadını sever ömrü boyunca ve o kadın hiçbirzaman asla kendinin olmamış ve olmayacak olandır! Çünkü delikanlı adam mümkün olmayanı sever her daim! Ona sorsan bi anası bi bacısı geriye kalan tüm kadınlar yalandır! Bizim oralarda delikanlı adama abi denir; bu abi mutlaka bir dövüş sporu bilmekte ve tişörtünün kolunu katlayıp orada Marlboro taşımaktadır, bazen de çorabının içinde…

Delikanlı adamın beyaza bir tutkusu vardır, gömlekleri her zaman tiril tiril ve beyazdır, olasılıkla altında siyah kumaş pantlon vardır..Ha delikanlı adamın traşı da mühimdir, saçlar hiçbir zaman çok kısa değildir, ense ise öyle naturel değil olasılıkla köşeli çizgidir.Parfüm hak getire traş kolanyası yada limon kolanyası kokar ya da ter.

Delikanlı dediğin hesap ödetmez, ezberinde mutlaka bir özlü sözü yada şiiri olur, olur ki bikadına açılabilsin!

Delikanlı adam okul yıllarında defteri rulo yapıp okula gider, yürüyüşü bi tuhaftır, ya paytak yürür ya omzunun birini düşürür ya da ayakları “V” şeklide dışa açık yürür.

Acılı müzik sever çoğukez, nerde kızların beğendiği bir şarkıcı veya komedeyen varsa baş düşmanıdır, nefret eder. Delikanlı adam kadınlara çabuk kırılır ince ruhlu görünür başta, merhamet ve ilgi bekler fakat ilişki ilerledikçe tam bir azmana dönüşür!

Sonra delikanlının arabası her şeyidir mühimdir onun için.

Delikanlı adam her soruya cevap vermez öyle, o terk edilmez terk eder daha ziyade! Terk ettiğinin ardından da hiçbizaman konuşmaz. Delikanlı adamı terk eden olursa da bu hiçkimseye itiraf edilmez, ancak ve ancak bir içki masasında “ah ulan ah!” diyerek anılır!

Delikanlı adam ağlamaz asla ve delikanlılığı yine ağlattığı kadın sayısınca orantılıdır.

Delikanlı adam iyi içer, mutlaka kayıda geçirlimiş vardır bir sarhoşluk vukuatı!

Delikanlı adam kızolan kızla evlenir, öpüşmeyi pek beceremez, fantezilerinin tümü malum (dince yasak) yerden olanladır! Delikanlı adam pis küfür bilir ama karının-kızın olduğu yerde etmez! Kadını kollar, hangi kadın olursa olsun hepsi kendine aittir nasılsa!

Ve delikanlı adam sıkı yumruk atar ama yufka yüreklidir; çabuk kanar, çocuktur; komik yalanlar söyler, ilgiye ihtiyacı vardır hep o yüzden maymun iştahlıdır, sevgiye ihtiyacı vardır o yüzden ömrü boyunca arar fakat manidir delikanlılığı asla mutlu olamaz!

Yani delikanlının kanı deli akar ve hızlı yaşar, ona bir mevzuyu anlatmak deveyi amuda kaldırmaktan zordur! O bilir, o kendi hissettiği gibi yaşar ve ençok o sever, sen ne anlatırsan anlat aklındakilerdir doğru; o hata yapacak ve kendi görecektir, o biçok kez batacak, sürünecek ve bundan tarifsiz keyif alacaktır!

Zor zanaattir delikanlılık, öyle kitabı mitabı da yoktur ve genetik bişeydir maalesef aktarımı mümkündür!


12 Eylül 2010

NOTRE DAME'İN KAMBURU


senede 1 kez okuduğum,
filmini(tüm çekimler)izlediğimde takıldığım o sahne...
belki de
kendimden bişeyler bulduğum...
ve beni öldüren o replik "KEŞKE BEN DE sizin gibi TAŞ OLSAYDIM!!!"

Quasimodo'larıma özürlerimle....

11 Eylül 2010

an-a yurt

Gördüm, dönem Neolitik; evler düz dam-kerpiç, lakin heryer canlı kanlı primat, utandım sapiens sapiensliğimden(!)
Vakit gece; gece ki yalnız bize suskun, gece ki geveze bir kaynana susmak bilmeyen cırcır böcekleriyle...
Gece nemli ot kokuyor uçsuz bucaksız bozkırın bağrında...
ve kim bilir konar-göçer yaşıyor yüreğimiz!
biz...
biz ki; o bereketsiz, sevgisiz topraklara geri dönmekteyiz,
bekle bizi anayurdumuz,
özlemindeyiz(!)....

05 Eylül 2010

rahat--sız bi yazı

Rahat ol diyordu herkes!

Israrla “rahat ol”

“Çizim yaparken düşme içine, mercek mi istiyorsun” nedir bu detaycılık?

Fizik tedavi uzmanı “rahat bırakın kaslarınızı, nedir bu gerginlik, bu hareketleri kasılarak değil, kendinizi rahat bırakarak yapmalısınız!”

direksiyon hocası koluna vurarak “kamyoncumusun sen, ne biçim vites değiştiriyorsun, rahat bıraksana kendini”

değer verdiği biri“tabii evladım rahat olmak lazım, fekat biz bunu niçün yapamıyoruz!”

Annesi “aynı baban!”

Babası “takma okadar!”

Kocası “bu kas gevşetici kremlerin tadı ne beter!”

Kardeşi”abartıyorsun abla!”

Heyyyyyyyyyt be!

“Rahat” sızım işte! Var mı ötesi! “yok başka bi şey olma seçeneğim”!

Bu hayattaki her şeyi umursuyorum, önemsiyorum, ciddiye alıyorum, evet alasından abartıyorum, bişeye taktım mı sabaha kadar onla uğraşıyorum, bişeyi sevdim mi canını çıkartana kadar evirip çeviriyorum, bişeyden nefret ettim mi öldürene kadar vuruyorum!

Çünkü bişey ya vardır benim için ve varsa gereği yapılmalıdır, yoksa “yok” zaten!

Hayatta her şey layıkına göre olmalıydı!

Çünkü Tanrı her şeyi layıkolduğu gibi yaratmıştı!

Öyleyse bendeki liyakat da buydu!


03 Eylül 2010

ankarada "SON"bahar

ve işte yine o muhteşem koku...
hatırlattıkları hep aynı...
bi aşk bitmiştir ve kanamadığını zannetmektesindir ta ki onu bidaha görene dek...
başına buyruksundur, dibine kadar özgür!
güneş cılız ve herşey sararmaya yüz tutmuş..
tuhaf bi kokudur o; hani sarı bi asma yaprağını koparıp kökünü kokladığındaki koku, ya da bağ bozumu üzümün tadı gibi, biraz mayhoş ama çürümeye meyilli...tanıdık....
ve güneş tuhaf ısıtır, ayaklarının altında sararmış çınar ve atkestanesi yaprakları , suratında terketmişliğin verdiği müstehzi gülümseme, kulağında sevdiğin tenorün (hani o rehin almayı düşündüğün)- bayıldığın şarkısı "Maria", yeni bi hayat, yeni bi başlangıç, yeni bi kitapçı, bol köpüklü kahve yanında iki sigara, yok aklında seni üzmeye cesareti olan bişey....

ve burnunda o koku
içine çek ...!
vaktidir!

sen nerden bileceksin;
bu şehre en çok sonbahar yakışır...


19 Ağustos 2010

yine!


Demiştim sık sık sınanır merhametim....

Ha zaten canına tükürdüğüm algıda seçiciliğin bir de gözüme gözüme sokulan yanı vardır ki o artık, kafanı çevir ve görme!, yangın olsa bakma! gibi düzeyleri geride bırakır, elim kolum kilitlenir, dinlemeye odaklanır ve ağır sarsıntıya itilirim!Kasti hareket bunlar!Kasti!

Mesela önceki evimde tam mutfak camımın karşısındaki evde zihinsel engelli bir erkek çocuğu vardı.İlk gün farketmiştim onu.Yakışıklı, 20li yaşlarda bir gençti.Sanırım ailesi onun balkona çıkıp birilerini rahatsız etmesinden çekiniyorlardı!Oysa ne kadar tanıdıktı onlar....

Yine aynı evimin en çok vakit geçirdiğim yine aynı mutfak camından çok yakın görülebilen başka bir ev vardı, orda da sürekli mavi bir bone takan ve nerdeyse tüm vaktini pencereden bakarak geçiren, yaşını tahmin edemediğim, yine zihinsel engelli bir genç kız vardı.Sanırım annesi yoktu çünkü hep baba asıyordu çamaşırları....

Şimdi kafa dinlemek için geldiğim şu yerde başka bir mesele işgal ediyor beynimi:
Kadın ciddi, ağır bir dönem geçiriyor bugün habire anlattı: Kafatasının metallerle zımbalanmış kaç parçadan oluştuğunu anlatırken, alnına bastırdığında oynayan parçayı gösterdi, arka tarafta yarı açık durumdaki yaranın zaman zaman aktığını, göz ve beyin arasındaki bağlantının anlamını, alanı algılamadaki güçlüğün nasıl bi duygu olduğunu, beynin yarısının açıkta kaldığı bir durumda ellerini dişine sürdüğünde demir parmaklıklara demir bir çubukla dokunuluyormuşcasına gürültü uyandırdığını....birçok şeyin hatırlanamadığını, uzun geçen koma döneminden sonra "bana noldu" sorusunu anlatdı da anlattı....!ben dinledim ve kazıdım beynime, ne diyebilirdi insan; boşver makyajla kapatabilirsin yaralarını mı!!Ona anlattıklarının mucizevi şeyler olduğunu, şaşırarak ve insan yaradılışına olan hayranlığımla dinlediğimi söyledim- ki öyleydi!Kadın yaşıyan bir mucizeydi!
Ve Tanrı yine benim için ORDAYDI!

09 Ağustos 2010

sual!

Herkes öteki tarafta ne sual soracaklar,aha da sıçtık korkusunda;
Onu bunu bilmem de asıl benim de "O"' na iki çift sorum var, sordururlar mı onun peşindeyim !

03 Haziran 2010

bikaç bişey...


merhamet!!!
merhametimle sınar beni Tanrı!

Epey geçmişten bir gece, koşturarak otobüs durağına gidiyorum,hava nasıl soğuk...üstelik otobüs yeni gitmiş bir sonrakini beklemem gerekiyor. Önümden genç bir çocuk geçti, dikkat etmedim,biraz yürüdü geri döndü,yanıma geldi.Elinde buruşmuş,solmuş bir gül vardı.Bana yaklaştı; bunu alırmısınız diye çiçeği uzattı bana , teşekkür ederim almıyayım dedim.sonra daha yaklaştı ve ben sokak lambasının ışığından yüzünü gördüm, çocuk ağlıyordu.Sonra bağırmaya başladı bana "lütfen alsanıza, lütfen alın bunu dedi" elime zorla sıkıştırdı o gülü, sonra bişeyler bağıra bağıra çekip gitti karıştı gecenin karanlığına.Nasıl bir gündüyse o gün takadım kalmamııştı , o çocuk son damla olmuştu belkide,çöktüm yere ve başladım ağlamaya,niye ağlııyorsam hiç tanımadığım birine,!O çocuğa ağladım, onun en çok da beni seçmesine içerledim,onu bekletip gelmeyen sevgilisine lanet okudum!O gün kötü bir gündü ve Tanrı başkalarına acımamla hep dalga geçiyordu!
Başka bigün aynı soğuk hatta oldukça ayaz bir havada yine yaşamla bağlarım pamuk ipliğinden yürürken, yolda teyzenin biri yanaştı yanıma "elimi cebime koyarmısın dedi!" birden irkildim, şaşırdım,anlamadım."elimi koysana cebime dedi!Elini tuttum, eli ferçliydi ve çok soğuktu, havanın ayazında sanırım hissetmişti ve sızlıyordu, elini alıp cebine koydum.O yoluna yürüdü ve ben başladım yine ağlamaya, yine beni seçmişti biri!!!!!
Psikiyatride yatarken sohbet müdayimleri vardı odamın, yediğim diyazemlere inat hayat hikayelerini dinliyordum;birisi zehirlendiğini sanıyordu sadece benle yemek yiyiyordu, başka biri matematik dahisiydi tüm hayatını bana dökünüyordu,bi diğeri benden başka kimseyle konuşmayan kibar bir öğretmen,asabiyeden alkolik çizgili pijamalı arkadaşlarım ....bi de çok mahsum bir çocuk-ki bana işli bir mendil gönderiyordu annesiyle ve ben hala o mendili saklıyorum, tıpkı gecenin karanlığına karışan o çocuğun verdiği gülü sakladığım gibi.

SEÇİLEN NİYE HEP BEN!
İnsanlar kendinde olmayanı bir başkasında görünce hemen tanırlar!

Merhamet!!!!

10 Mayıs 2010

ANNEME...

Seni şimdi daha çok anlıyorum anne;kendi annene duyduğun özlemi şimdi ben yaşıyorum...Durduk yere hani gözlerin dolardı,bir köşe bulup gizlice ağlardın...Ağzın "kan dolu"olsa hani tükürmezdin,bilmezdik neye içerleyip ağladığını....Hep okunsa bitmeyecek hüzünlü yaşanmışlıkların vardı senin ki hayatın oraya takılıp kalmıştı,içini acıtmaktaydı hala haksızlıklar,iki yüzlülükler.....

Sen nasıl bir varlıksın anne???Sabrının sonu görünmüyor burdan vede fedakarlığının!Hayatında kendin için ne yaptın anne???Biliyorum hiçbirşey...Hiçbirşeyi kendin için yapamadın,kendini düşünemedin.Hep çocukların,kocan vede başkaları vardı öncelikde...

Dünyaya bakışın,insanlara olan hoşgörün,affedişin,aklının kıyısından bile bir kötülük,fesatlık geçmeyişi...tüm anneler mi böyledir yoksa sen "anne"olmak için mi yaratıldın!hayır sadece anne değil,iyi bir insan belki de kanatsız melek!!!

Sen yanımda olmadan okadar zorki hayat................

Üzüldüğünde susan,kabullenen yanına neçok kızardım,oysa şimdi ben seni daha çok anlıyorum;çünkü gittikçe sana benziyorum anne!

Şimdi sadece telefonun obür tarafında olduğunu bilmem yetiyor mu zannediyorsun;sen sırdaşım,arkadaşım ben dert ortağın değilmiyim senin.

Bukadar iyi,bu kadar sabırlı olman mı gerekiyor?

Sen verdiğin emekle,gösterdiğin sabırla hayatımın en önemli parçasısın ve bin kez gelsem dünyaya yine senin kızın olmak isterim;

bana kazandırdıkların,öğrettiklerin,öğütlerin,anlayışın ,sütün ve genlerin için teşekkürler anne!!!

06 Mayıs 2010

cinayet mahalim!

Hayat bazen bu dünyadan def etmek için seni türlü numaralara baş vurur!
İşte o zamanlarda kendinden ya da yaşadığın yerden kaçmak en kestirme yoldur!Gitmek, uzaklaşmak ve bir süre hiç dönmemek...
Yollar, yolculuklar düşünmek ve arınmak için mükemmel zamanlardır.Yeni bir başlangıca hareket eder insan ya da geride bırakır güzeli ve doğruyu, çirkini ve yanlışı!
Yürürken,giderken herşeyden uzaklaşılır geriye dönmeyecekmişcesine!
Hayatım yolculuklarda geçti;hepsinde bir hüzün vardı ama gaye hep aynı...
Tren beklenilen o saatlerde verilen kati kararlarla dolu hayatım,beş kuruşsuz dökülen göz yaşlarımla.....!
İşte bu yüzden gel garda buluşalım seninle!
Buluşulabilecek en son yerde!
En sevdiğim yerde!
O kasvetli pastanesinde oturalım, en bayat kuru pastalardan yiyip, loş ışıkta tavşan kanı gözüken en kıyak çayından içelim! Orda sıkı tut elimi!
Gitme fikirlerimin korkunç nedenidir orası!Orası cinayet mahalidir ömrümün ve ben sık sık geri dönerim o yere!Sıkı tut elimi sıkıca....
Ve hareket vakti gelip düdük çaldığında hiç kimsesi olmayanlara el sallayalım, gitmekten acı duyanların, kalıp göz yaşı dökenlerin hüznünü paylaşalım...
Gelenleri karşılayalım, gelip de dönmek isteyenleri; kararsızları, küskünleri, pişmanları, kendinden kaçanları, beşparasızları kucaklayalım!
Herkese bir çay ısmarlayalım. Unutma ama orada bütün çayları yalnızca ben ısmarlarım!!!

Bir gün gara yolun düşerse etrafa bakın, ben oralardayım!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...