28 Eylül 2010

halk dilindeki adıyla:"Delikanlılık" (!)

Delikanlılık 10 faktörlük bişey…

Şimdilerde ne kadar kalassan okadar delikanlısın! Acıttığın canlar ve salladığın yumrukların sayısıyla doğru orantılı delikanlılığın! Delikanlı adam kaybetmez!Nede kaybetmez;? Kumarda, aşkda ve işte! Kumarda kaybetse canısağolsun, kazanana kadar oynar nasılsa, olmadı parmağındaki yüzüğü satar yine oynar, yine oynar! İşte kaybetmez, kaybetmemek için her türlü hödüklüğü yapar, çünkü bilir para her şeydir ve para yoksa ne kadın ne kumar ne içki nede başka bir eğlence mümkündür! Aşkta kaybetmez çünkü hep biri bitmeden diğerini hazırlar, o bitti mi nasılsa önceki vardır elde, bisüre idare eder! Delikanlı adam kaybetmez , haybetmemek için de hertürlü yalan ve dolan mübahtır nasılsa aşkta! Delikanlı adam bir tek kadını sever ömrü boyunca ve o kadın hiçbirzaman asla kendinin olmamış ve olmayacak olandır! Çünkü delikanlı adam mümkün olmayanı sever her daim! Ona sorsan bi anası bi bacısı geriye kalan tüm kadınlar yalandır! Bizim oralarda delikanlı adama abi denir; bu abi mutlaka bir dövüş sporu bilmekte ve tişörtünün kolunu katlayıp orada Marlboro taşımaktadır, bazen de çorabının içinde…

Delikanlı adamın beyaza bir tutkusu vardır, gömlekleri her zaman tiril tiril ve beyazdır, olasılıkla altında siyah kumaş pantlon vardır..Ha delikanlı adamın traşı da mühimdir, saçlar hiçbir zaman çok kısa değildir, ense ise öyle naturel değil olasılıkla köşeli çizgidir.Parfüm hak getire traş kolanyası yada limon kolanyası kokar ya da ter.

Delikanlı dediğin hesap ödetmez, ezberinde mutlaka bir özlü sözü yada şiiri olur, olur ki bikadına açılabilsin!

Delikanlı adam okul yıllarında defteri rulo yapıp okula gider, yürüyüşü bi tuhaftır, ya paytak yürür ya omzunun birini düşürür ya da ayakları “V” şeklide dışa açık yürür.

Acılı müzik sever çoğukez, nerde kızların beğendiği bir şarkıcı veya komedeyen varsa baş düşmanıdır, nefret eder. Delikanlı adam kadınlara çabuk kırılır ince ruhlu görünür başta, merhamet ve ilgi bekler fakat ilişki ilerledikçe tam bir azmana dönüşür!

Sonra delikanlının arabası her şeyidir mühimdir onun için.

Delikanlı adam her soruya cevap vermez öyle, o terk edilmez terk eder daha ziyade! Terk ettiğinin ardından da hiçbizaman konuşmaz. Delikanlı adamı terk eden olursa da bu hiçkimseye itiraf edilmez, ancak ve ancak bir içki masasında “ah ulan ah!” diyerek anılır!

Delikanlı adam ağlamaz asla ve delikanlılığı yine ağlattığı kadın sayısınca orantılıdır.

Delikanlı adam iyi içer, mutlaka kayıda geçirlimiş vardır bir sarhoşluk vukuatı!

Delikanlı adam kızolan kızla evlenir, öpüşmeyi pek beceremez, fantezilerinin tümü malum (dince yasak) yerden olanladır! Delikanlı adam pis küfür bilir ama karının-kızın olduğu yerde etmez! Kadını kollar, hangi kadın olursa olsun hepsi kendine aittir nasılsa!

Ve delikanlı adam sıkı yumruk atar ama yufka yüreklidir; çabuk kanar, çocuktur; komik yalanlar söyler, ilgiye ihtiyacı vardır hep o yüzden maymun iştahlıdır, sevgiye ihtiyacı vardır o yüzden ömrü boyunca arar fakat manidir delikanlılığı asla mutlu olamaz!

Yani delikanlının kanı deli akar ve hızlı yaşar, ona bir mevzuyu anlatmak deveyi amuda kaldırmaktan zordur! O bilir, o kendi hissettiği gibi yaşar ve ençok o sever, sen ne anlatırsan anlat aklındakilerdir doğru; o hata yapacak ve kendi görecektir, o biçok kez batacak, sürünecek ve bundan tarifsiz keyif alacaktır!

Zor zanaattir delikanlılık, öyle kitabı mitabı da yoktur ve genetik bişeydir maalesef aktarımı mümkündür!


12 Eylül 2010

NOTRE DAME'İN KAMBURU


senede 1 kez okuduğum,
filmini(tüm çekimler)izlediğimde takıldığım o sahne...
belki de
kendimden bişeyler bulduğum...
ve beni öldüren o replik "KEŞKE BEN DE sizin gibi TAŞ OLSAYDIM!!!"

Quasimodo'larıma özürlerimle....

11 Eylül 2010

an-a yurt

Gördüm, dönem Neolitik; evler düz dam-kerpiç, lakin heryer canlı kanlı primat, utandım sapiens sapiensliğimden(!)
Vakit gece; gece ki yalnız bize suskun, gece ki geveze bir kaynana susmak bilmeyen cırcır böcekleriyle...
Gece nemli ot kokuyor uçsuz bucaksız bozkırın bağrında...
ve kim bilir konar-göçer yaşıyor yüreğimiz!
biz...
biz ki; o bereketsiz, sevgisiz topraklara geri dönmekteyiz,
bekle bizi anayurdumuz,
özlemindeyiz(!)....

05 Eylül 2010

rahat--sız bi yazı

Rahat ol diyordu herkes!

Israrla “rahat ol”

“Çizim yaparken düşme içine, mercek mi istiyorsun” nedir bu detaycılık?

Fizik tedavi uzmanı “rahat bırakın kaslarınızı, nedir bu gerginlik, bu hareketleri kasılarak değil, kendinizi rahat bırakarak yapmalısınız!”

direksiyon hocası koluna vurarak “kamyoncumusun sen, ne biçim vites değiştiriyorsun, rahat bıraksana kendini”

değer verdiği biri“tabii evladım rahat olmak lazım, fekat biz bunu niçün yapamıyoruz!”

Annesi “aynı baban!”

Babası “takma okadar!”

Kocası “bu kas gevşetici kremlerin tadı ne beter!”

Kardeşi”abartıyorsun abla!”

Heyyyyyyyyyt be!

“Rahat” sızım işte! Var mı ötesi! “yok başka bi şey olma seçeneğim”!

Bu hayattaki her şeyi umursuyorum, önemsiyorum, ciddiye alıyorum, evet alasından abartıyorum, bişeye taktım mı sabaha kadar onla uğraşıyorum, bişeyi sevdim mi canını çıkartana kadar evirip çeviriyorum, bişeyden nefret ettim mi öldürene kadar vuruyorum!

Çünkü bişey ya vardır benim için ve varsa gereği yapılmalıdır, yoksa “yok” zaten!

Hayatta her şey layıkına göre olmalıydı!

Çünkü Tanrı her şeyi layıkolduğu gibi yaratmıştı!

Öyleyse bendeki liyakat da buydu!


03 Eylül 2010

ankarada "SON"bahar

ve işte yine o muhteşem koku...
hatırlattıkları hep aynı...
bi aşk bitmiştir ve kanamadığını zannetmektesindir ta ki onu bidaha görene dek...
başına buyruksundur, dibine kadar özgür!
güneş cılız ve herşey sararmaya yüz tutmuş..
tuhaf bi kokudur o; hani sarı bi asma yaprağını koparıp kökünü kokladığındaki koku, ya da bağ bozumu üzümün tadı gibi, biraz mayhoş ama çürümeye meyilli...tanıdık....
ve güneş tuhaf ısıtır, ayaklarının altında sararmış çınar ve atkestanesi yaprakları , suratında terketmişliğin verdiği müstehzi gülümseme, kulağında sevdiğin tenorün (hani o rehin almayı düşündüğün)- bayıldığın şarkısı "Maria", yeni bi hayat, yeni bi başlangıç, yeni bi kitapçı, bol köpüklü kahve yanında iki sigara, yok aklında seni üzmeye cesareti olan bişey....

ve burnunda o koku
içine çek ...!
vaktidir!

sen nerden bileceksin;
bu şehre en çok sonbahar yakışır...


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...