22 Ekim 2010

Meali yoktur hiçbiyerde...

Bende sevmek:

Chennemine gireceğini bile bile sevmektir Tanrıyı!
Sevmek;
Bunu tarif edecek hiç bi şiir, hiç bi türkü, hiçbir kelime karşılığı bulamamak lugatta!
Sevmek...
Dünyada hiç kimse sevmeyi bilmiyormuşcasına sevmek...
Sevmek;
Bir orduya değil, bazen dünyaya, hatta kendine meydan okurcasına!
Olmayanı oldurmak, olanı yok etmeyi göze alırcasına...
Uyumayı ona ihanet, düşünmeyi ibadet, ona yapılacak herşeyi bir ritüeli yerine getirir gibi sevmek...
Sevmek;
Züleyha'nın hıncı ve kini olmaksızın ,
Güldürmek ve yüceltmek için hapsetmeden, acıtmadan sevmek!
Onun seni anlayamayacağı, onun sana gücünün yetmeyeceği kadar sevmek!
Dünyalıklardan arınarak, anadan üryan sevmek...
Sevmek...
Diskalifiye etmek hayatı!!!
Geriye sarmak bir ömrü,
Herşeye sıfırdan başlamak....
Sevmek;
Tanrıyı kıskandırırcasına...
Kocaman bir yüreğin hakkını vermek için sevmek!
ve
Sevmek:
Bin yıl geçse üstünden herşeye ve herkese, doğanın ve zamanın işleyişine inat başladığın o ilk noktanın belleğidir sevmek!
sevmek yeminle eşdeğer,
vallahi de bllahi de sevmek!

(Not: Anlamadıysanız (kalbiniz mühürlenmiştir); meali yoktur hiçbiyerde!)
DİKKAT:Bu yazıyı salak sevdalarınızda malzeme olarak kullanmayınız, sevgiliniz hem bi bok anlamıyacaktır, hem de geri tepmesi pek muhtemel!)






17 Ekim 2010

Alejandro ile bohem hayat düşü

Biakşam oturup, gelecek hayali kuruyoruz Alejandro (küçük kardeş)ile.
Daha doğrusu 32 sene sonra nasıl bihayat yaşar ve nerde oluruzu düşlüyoruz!
Diyorum oğlum sen evlenmiyeceksin nasılsa ben de ozamana kadar birşekilde dul kalmalıyım mutlaka ! eee sen emekli olmuş olacaksın bir ev alırız beraberce ama mutlaka Ankarada, hatta Filistin cad. yada Büklüm de olmalı.Hani eski Ankara evleri vardır 2 ya da 3 katlıdır enfazla, içi eski püsküdür, apartman girişi küf kokar, banyosu ve tuvaleti dökülüyordur, mutfağında eski turuncu metal dolaplar vardır, karanlıktır, güneş girmez bu evlere niyeyse, evin dışı tozludur, yaşanmışlık sinmiştir her yanına, perde çekilmez evin içi dışardan görülür doğrudan, 50 mumluk ışık kullanılır çoğukez ve kimse casaret etmez böyle evlerin kapılarını çalmaya,zaten pek gelip gidenleri de olmaz!
İşte öyle bir ev alırız diyorum yahut olmadı kiralarız.Alejandro ile en büyük hayalimiz bohem bir hayat sürmek, onun da benim de genetik ve psikolojik yatkınlığımız var, onun benimki kadar olmasa da uzun süredir bizle yaşadığı için bir şekilde benzetmişimdir kendime...
("İnsan herşeyin hayırlısını ister oluum, kurduğumuz hayale bak" deyip; gülmekten de geberiyoruz biyandan....)
Hayali dinle şimdi:
Benim oda belli:
yatağım prinçten ve mutlaka saten çarşaflı, üstüne ekose battaniye örtülmüş...yatağın biyanında komodin üstünde mentollü kas kremim, viks, bipaket sigara, boğaz pastili, zencefilli çay dolu fincan, mide ilaçları, dozajı arttırılmış antidepresan, migren bandı,pedikür seti...cam kenarında çiçeklerim...yerde ve kitaplıkta kitaplarım, collection dergileri ve Belleten ler...biyanda dikiş makinam, boyama malzemeleri, kumaşlar, seramikler, yarısına gelinip atılmış örgüler, yünler...boş lavanta kolonyası şişeleri, makyaj malzemeleri, içilip sıraya dizilmiş kahve fincanları,içi dolu kültablaları, zamanı geçmiş ama atılmaya kıyılamamış vazodaki çiçekler, bir çanta dolusu tedbir icabı,olası hastalıklara çare ilaçlar,tamamlanamamış resimlerin duvara yaslanmış tuvalleri, duvarda hala gidilip görülememiş o kulenin fotoğrafları...kapı yanında yerde kedilerin uyuduğu sepetler, kapının arkasındaki askıda yaklaşık 10 tane eskimiş el çantası,yerde içi elişi dolu bikaç metal kutu....
Sahne ise şöyle canlanıyor gözümüzde:bişey yememekten iyice enine ve boyuna çekmiş,küçülmüş olan ben; üstümde rengi solmuş bir elbise, üstünde kalın bir hırka,altta kalın kilotluçorap üstüne giyilmiş kalın el örgüsü çoraplar (çünkü kadın yaşlı ve şimdikinden daha da çok üşümesi gerekiyor, üstelik yokluktan kombi az yakılıyor...), saçlar beyazlamış,tek örgü yapılmış arkada,örgü toka yerine paket lastiği ile tutturulmuş...koridorda ağır bir kedi çişi kokusu, elimde süt dolu kase ve diğer odadan gelen müzik sesi ve muhtemelen klasik batı müziği...(eee ağrılar artmış zorla da yürünüyor tabi,arada da boğucu bir öksürük,muhtemelen kuah olunmuş sıkça hastanede yatılıyor)ve yürüyorum koridorda... arkamda birbiri ardınca beni takip eden 3 kedi ve açlıktan bağırıyorlar...tuvaletten ağır bikoku yükseliyor çünkü kedilerin kumları da orada,banyoda ise biton tarihi geçmiş kozmetik malzemesi,jeller,maskeler,çünkü Alejandro da kokulu şeyleri seviyor hala günde 3-4 kez ayna karşısına geçip pörsümüş kaslarına bakıyor fakat müzik konusunda da kitaplar ,tiyatro ve sanat mevzularında kendisiyle anlaşılıyor...hem Alejanandro her yemeği pişiriyor daha çok soğuk mezeleri seviliyor,yanında mide habı, sonrası biküçük rakı bitiriliyor... fakat kendisi içki içmiyor, hala odasındaki o kiloluk ağırlıkları kaldırıyor, hala o saçmasapan kas şişirici şeyleri kullanıyor...karaciğeri iflas etti edecek...
benimse ençok bulgur pilavımı seviyor hatta arada temiz tencere bulursam yapıyor, bir soğan kesiyoruz yanına...ya da patlıcan musakkası istiyor hala ısrarla...
5 parasızız ama evimizde antika olan eşyalarımız var, faturaları bile zor yatırırken Alejandro hala marka ayakkabı giyiyor....bense hala aynı sigarayı içmekte ısrarcı...
asabiyetim ve tahammülsüzlüğüm artmış durumda; sokakta biraz ses olsa açıyorum camı avazım çıktığı kadar küfrediyor kapatıyorum...Alejandro ise herzamanki gibi "abartıyorsun abla!" diyor ben de "eee in sustur ozaman pezevenk!" diyorum...o küsüyor bazen bana...odası benimkinden beter; heryanda buruşturulmuş kağıt mendiller,cd ler, teki kaybolmuş çoraplar, yerlerde kitaplar, vücut geliştirme dergileri,...traş makinesi, bir sepet içinde biriktirdiği kirlileri...masa üzerinde elma koçanları, dibi yapış yapış kalmış çay fincanları...parfümleri...kapı arkasında her daim ütülü olan gömlekleri ve o çok sevdiği kadife takımı...
vs. vs....
böyle yaşıyoruz işte...
hayal bitiyor ve
sonra diyorum ki Alejandroya:
- "ulen olum sana bakacaksam niye boşıyayım herifi ozaman"
o:
-"ben bakarım kendime abla"
ben:
"tamam oluuum evlenme ozaman!"
sonra biara benim günahsıza anlatıyorum hayalimizi
diyor ki: "beni de alın boheminize!"

yaaa anlamıyorum ki niye her düşümde inatla bir erkek olmak zorunda!!!
Bir başıma yaşayıp öyle bir bohem hayatı, sonra o çöplük içinde geberip gidemiyorum sanki!!!!

(NOT: düşte yatağımın baş ucundaki komodin üzerindeki eşyalardan saymayı unuttuklarım: tozlanmış bir çerçeve içinde boncuğumun felanca üniversiteden mezuniyetinin kepli fotoğrafı, plastik bardak içinde alt+üst protez dişlerim ha bide karalama defterim!)


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...