22 Aralık 2011

rutin

Daha çok kaytarmak için bi kahve fincanla en az 2 sigara içerdi…bu esnada en büyük zevki ilanlara bakmaktı…”ulan nekadar çok ayakçı lazımmış bu memlekete, herkes patron vayy be…” diyordu! Gördüğü her “eskavatör operatörü” aranıyor ilanı onu nedensiz mutlu ediyordu…

Temizlik ise hiç bitmiyordu ki;

Çünkü kadın en ağır mevzuları hep temizlik esnasında düşünüyor, tartıyor hatta sonuca bağlıyordu (!) Halıyla başlıyordu; “ne çok tüylenmişti, ee bide açık renk, ulan versen yıkamaya sedir gibi yapıp getiriyorlar, hani oturup silsen arap sabunuyla…neyse. …onu boşver de daha kaç yıl olmuştu bunları alalı, ne çabuk eskimişti…ama dur; bu evde herşeyden eski bişey vardı, herşeyden daha çok yıpranmış, herşeyden daha çok !…”

Çamaşır suyunun konsantre olanı hayatının en büyük mucizesi oluvermişti, bi de şu bol köpüklü yer deterjanlarının çam kokulu olanlarının hayranıydı…hani şimdi şu çokca köpüren suda, baloncukların birinin içinde ak sakkalı bi adam belirse ve dese o adama “hayatın anlamını buldum da ona gidecek yolu bulamadım, yol göstersene…!” Yok ama, bi yardım varsa işin içinde ya balkabağına ya başka bi halta dönüşme riski vardı masallarda…

Temizlik bazen çok..

Çok yoruyordu be…




07 Aralık 2011

Ne çok anlamsız üç noktaları var hayatın!


Kulağımda :
Tom Waits’in “Gren Grass” ı....
Ve sen yoksun yine bugün dostum…

Kelimelerden anlamsız cümleler olduruyorum sana!
Aklıma sahip çıkıyorum sahipsiz im ya!
Bakma sen bana
Dik duruyorum, çoğul görünüyorum..
yahut sen şaşı bakıyorsun hayata!
Kimseden fayda yok o bakımdan kendi ayaklarımdan asıyorum kendimi, bitakım düşsel sıkıntılarım var tedavi mağduru!.
hoş gör, hoş görünüyorum…
Yeni projelerim var depresif durumlarda harcanmak üzere…
Bi sana söyliyecem, nasılsa alışıksın benim yap-bozlarıma….
Ha bi de manşet haberim var, sıkı dur; yeniden siyasete giriyorum…





01 Aralık 2011

"Bugün aslında dündü"




Uyuma!

Çünkü uyuyunca bikere insan; aynı sabaha, aynı duvara, yere baktığında aynı halıya, başının altında aynı yastığa, sağa baktığında aynı boşluğa, aynı gökyüzüne ve aynı sessizliğe uyanıyor!

Hem bikez uyanmış bulununca da oyun kaldığı yerden devam ediyor;

eli uzanıyor aynı fincana, aynı müziğe ve dili varıyor hep aynı günaydına…

… ben uyumamalıyım;

sanki gizli bir vakti, dakikası var geceden güne uzanan zamanın…

sanki bianda kocaman ışıktan bir kapı açılacak da önümde boyut değiştireceğim gibi geliyor…

U-yu-ma-ma-lı….


:)


20 Kasım 2011

acil kaçış rampası !




Hayatın bi kullanımlık kelimeleri olsa mesela...

Biten her zıkkımın ardından çöpe atılsa, anılmasa…

Atılsa!… her nesnenin ayrı bi adı olsa, hiçbişey hiçbişeyi çağrıştırmasa…!

Hiçbi insan, hiçbir sözcük yeni bi hikayenin kahramanı olamasa!

Amannn bana ne, aşkın dil kurumu düşünsün!


Bi arkadaş mesaj atmış “naber” diye…neden ne haber geri z….! Ömrümün yarısındayım..ve geçmişte kalan yarısının canı cehenneme!

Demiş "güneyde bi yazlık evim olsa , hani bi de yetecek kadar erzakım…ne isterim yaşar giderim işte…"

Pis sefil herif, görmezden geldiğim mutsuz yarımı getirdi aklıma...

İçimden geçti vallahi; daha çok eziyet etsem ruhuma, daha çok kendime gömülsem, daha çok ölsem…daha çok batsam, daha çok …

Ama dur dur durrrrr bi dakka! …Hala mucizelere inanan saf kadın kandırmamışmıydı o yarıyı, nerden hortladı şimdi!!


Neyse boş ver bunları…

-Gel de dostum oturup konuşalım seninle;

De ki; “Bak kızım bu son numarasıydı hayatının, bundan sonrası yol 3 şerit!

Ya sağ şeritte aynen devam, ağır vasıta peşinde… tembellik ederek, risksiz, kazasız ve de dertsiz(!)

Sıkılırsan da seyredersin arada, usul usul, gamsız, tasasız orta şeritte…

Yahut geçersin sola , deli gibi basarsın bilinmezin peşine…butün kuralları ihlalel edersin cesurca…ya varırsın sonunda o umrunda olmadığını söylediğin ölüme yahut neresi olduğunu bilmediğin ama merak ettiğin yere !”

-Ama dostum......

olmalı be başka bi yolu bunun!!!



16 Kasım 2011

...semptomlar



Al sana laranjik cümleler,

viral sorgular…

dismenore tik vurgular!


Yani hava soğuk…

tembellik…!

Yani zencefil, konyak,

bol mentol,termofor…

bi de mümkünse müzik…

yani ekose sarı battaniye…

yani insanı ısıtabilen ne varsa işte?

Yani düş…

Yani

…!


10 Kasım 2011

...dedim

"ya o nasıl düşünür"lü umursamaları bıraktığımda 10 küsurlu yaşlardaydım!
Mühim mi; birilerinin baktığında gördüğü, işittiğinde anladığı...
"BEN!" varım ve mühim olan baktığım yerden nasıl gördüğüm, göründüğüm değil!
Akıllı adam doğruyu bilendir zaten, tarif gerekmez, yormaz insanı! Zekaaaa... göz alıcı, saklanması namümkün bişeydir 




(GÜNDEN NOTLAR: "Beylik laflar etmek!".... sana öyle geliyor, sen küçüksen ben cücük laf mı edeyim! ne etsem bol gelecek sana ..."bey" ne demek bilir misin, lafta değil;
şanda, lakapta bizzat anılan! sen nerden bileceksin!!!
şu aralar dipteyim, sabrı rafa kaldırdım, "cahille sohbeti kestim", tıkadım kulaklarımı!)


31 Ekim 2011

" yazamadım..."



Anne…

Hani geleceğim ya yanına…

Eteğinin arkasına saklanmak istiyorum! Yapamadım çocukken bunu...

Anneeeee ….!

Koru beni insanlardan!


Ve Ey Tanrı ...

Sana sesleniyorum,

Seni çağırıyorum…

Eyyyy…

El-Bari!El-Fettah!

El-Hadi!

Ey…

Es-Semi…!

Ve SEN’ de seslensen ya bana ;

Ey gafil!

Ey meczub!

Ey mazlum!

Ey mahçub! diyerek...

Bekliyorum!!








27 Ekim 2011

Kuyruğuyla Oynayan Kedi Hikayesi...



Aslında hep aynı hikayedir…

Bu başka bişey dersin! Vallahi başka bişey!

Ve hayat yaşadığın müddetçe hep başka başka şeyler öğretmemiş midir zaten (!)

Oysa hep aynı şeyi salgılar aynı ritimde dans edersin!

Fakat kendini kandırmaya ihtiyacın olur bazen!!!

Ne acıdır ki gördüklerin,

Göreceklerin,

Görmeye yelteneceklerin,

Görmeyeyim ulan artık dediklerin,

Aynı yere varacak…

Sen aynı türküyü mırıldanarak…

Aynı adımları atacak…

Aynı soruları soracak…

Aynı yüreklilikte bağıracak…

Aynı yüreklerle tanışacak…

Sen aynı cesaretle savaşacak…

Aynı ……

(Hep başa..

boşa…

saracaksın…)


(NOT:Hırka ceket havasını geride bıraktı Ankara…”henüz kış gelmedi!” telkinlerime rağmen üşüyorum!Camı açıyorum herifin biriyle karşılaşıyorum , demir iskeleden “günaydın abla” diyor , “günaydın!” diye -sanki hep orda yaşıyormuş gibi- gayri ihtiyari selamlıyorum,…Tuval beni çağırıyor, yok keyfim bugün, zaten tıp da onaylıyor “mutsuzluğumu”(!), anneme sordum, “sen oldum olası mutsuzdun, uydurma!” dedi….Az bişey haberlere sövüyorum, az bişey gazetenin manşetine söyleniyorum, ekmeği torbaya koyup, bi türlü diğer sayfasına geçemediğim kitabımı alıyorum elime…”…. Bahçe” ye gider okurum diye…seviyorum orayı, heryerde sarı yapraklar var şimdi, bi de serçeler …sabah selamlaşmaları ardından tam kitabı açarken birileri biter nasılsa, laflarız havadan sudan…

Bi kahve içerim, iki nefes alırım..

Sonra döner sarfederim ciğerlerime doldurduğum oksijeni…

Ve ne mutlu bana;

bir sabahı daha geçiştirmiş , bir günü daha doldurmuş olurum…)


10 Ekim 2011

Listen to the falling rain...















Geçen yıl çok daha erken yazmışım sonbahar yazısını… ( bkz. http://sonsuzkuyu.blogspot.com/2010/09/sonbahar.html )

Anlaşılan bu yıl biraz geç kaldı bana…

Şimdi gece…

Şimdi bi parça yüreğim bi tuhaf çarpıyor…

Dışarda güzel sakin bi yağmur var…kulağımda her yağmur yağışında illaki dinlenen şarkı

( http://youtu.be/afCB3wlgtWA )...

İnsanın dokunup sevesi geliyor yağmuru, yere düşen yaprağı, sarıyı, kırmızıya dönen yeşili….

ve…

hani bizaman beni gülmekten öldüren aşkı…!

Şimdi sayfalarca tanımlanabilir bir vukuatın adı!!!

Aşk!

Tümden gelen bişeymiş !

Sonra naylondan değilmiş ki eğilip bükülsün, form değiştirmiyormuş meğer…sabit, çelikten bişeymiş!

Ve etiketi yokmuş ! Miyadı yok, miladı yok…

Ve ne yüklesen kaldıran , kuvvetli bişeymiş…

Ve sabırlı, zıvanada kalan...

Ve aşk eyy aşk!

Aynı şeyi söyletip duran!!!

ve ne yazsam

"Sen" olan aşk...!


25 Eylül 2011

yazınca geçti :)




Freud deyyusu buna kesin bi ad koymuştur bilen bilir ben ilgilenmiyorum !

Sanırım benim insani iç dürtülerimden(!) en gelişmişi saldırganlık!

Yok öyle öfkemi giyinip çıkmıyorum dışarıya…gayet zarif ve gayet uysal, gayet melek, en sevimli yanımla başılyorum güne…sonra içimdeki mükemmelliyetci manyak dürtüyor beni!

Ana tarafım uysal ve tepkisiz, baba tarafım zır deli olunca haliyle ortaya denge sorunu yaşayan bir hilkat garibesi(!) çıkıyor …secerelerine bakılsın insanların evlenirken, huyları suları kontrol edilsin, 7 ceddlerinin asabiyet ortalaması alınsın ve ona göre akli sağlığı yerinde bir nesil için(!) çocuk izni verilsin! (ilgili makamlara….)


Öfkeleniyorum ben…!

Boş lakırdılara…

Bir cümleyle sığacak mevzuyu 2 saatte anlatan çenesi düşüklere…

Sonucu baştan bilip, varılan yolda yorulanlara…

Uzatanlara!

Uzatanlara tahammül edenlere..!

Cumartesilere saçma sapan anlamlar yükleyenlere…

(oysa sonsuz cümleyle devam edebilir bu yazı ama bendeniz yazdıkça ve okudukça öfkelenenlere de öfkelenirim…………)


Ha bi de;

Ulan şu tezgahtarların, bilmem ne başkanının, pazarcının, sokak satıcısının, eşin dostun hatta hiç tanımadığın, ilk kez karşılaştığın insan evladının ağzına sakız ettiği "CANIM!" hitabını icat edenin, kullananın, özenenin, özendirenin ta..... "canına" .....!

Canınız çıksın be!





10 Eylül 2011

dil...


Fakat O niçin emanete hıyanet etti?
Nasıl bir sahipti ki
Kimsesiz , güçsüz bıraktı
Bir kıyamet yerinde!
Bir dilsizin anlattıklarıydı bunlar


Bir ben duydum!
Sana fısıldadım..
Bir başkasına,
Bağırarak anlatasın diye!


09 Eylül 2011

tuttttttt!


Tut !

Düşerim ben!

Tut!

Dilim tutuldu!

Tut!

Bozarım ben!

Tut!

Kaçarım!

Tut!

Koparım!

Tut!

Uçarım!

Tut!

Hafifim havadan!

Tut!

Başım göğe erdi!

Tut!

İçim dışımda!!

Tut

Ödüm ….

Tut

Ağzım kulaklarımda!

Tut!

Yüksekten korkarım ben!



06 Eylül 2011

sana diyorum Abidin!



Ahhh Abidin …

Çizeydin ya şu mutluluğun resmini!

Yenir mi, yenilmez de yanında mı yatılır , en çok hangi renge çalar, koklanan bişey mi, dokunası gelir mi insanın, andırır mı bi şekli şemali göreydik !

Bi ağaç karalayıp dalına bi kuş kondurup aha da bu demezdin demi! Abidin?

Ahhh Abidin yapmış olaydın ya… ne para ederdi şimdi ! Mutluluğun adı bile yeterdi! Onu görmek isteyecek milyonlarca insan var bu memlekette! Muhtemelen röpteşambırlı biri, elinde viskisiyle duvarda izlerdi her gece o resmi…


İnsan iki fırça sallardı be yalandan !

Yemedi demi çizemedin…..!


Abidin!!!! Sen hiç mutlu oldun mu?


Boşver ben de yazamıyorum zaten…



08 Ağustos 2011

GÖRDÜK/GÖRECEĞİZ





Ağzı bozulmamış tertemiz bi çocukken siktir çekebilmekmiş hayat!

Bazen varını yoğunu tek bir rakama oynamak...

Uçurumun dibindeyken son bi hamleyle “u” çekebilmek,

Şahlanmak , “tek” nala koşmak…

Bazen 100 m. fotofinishine göz kırpabilmek...

Bir ameliyat sonrası anestezili bi sigara tüttürmek,

Bazen derinliği ölçmeden balıklama dalmak,

Bazen battıktan sonra yan gidebilmekmiş hayat!


Bazen çekip gidebilmek, herkesi her şeyi yarım bırakıp...

Bazen de tamamlanmak için yakalanmak!

Yapıp- bozmakmış hayat!

Bazen bozulanı çöpe basmak…

Bazen tahammülsüzlükmüş be hayat!

Bazen yersiz yurtsuz kalmak,

Kimsesizliği göze almak...

Bazen kimsen olsun diye

Kimilerinden sıyrılmak !

Bazen lafı da gediği de umursamamak..

Bazen seçilmeyi beklemeden seçmek…

Bazen çekmek bi köprünün kilit taşını…

Bazen tembelce kesip atmak bir urganı düğümünden…

Bazen siyahı beyaza boyamak değil de

Hep beyazları seçip almak uyanıklığı…

Ve bazen

“belki”siz

Göze almak

Kaybetmeyi!

Bazen nedensiz ölmek…

Bazense tek bi sebep uğruna dirilebilmekmiş hayat!


(Günden not: İnsan ölmeden mutlaka kınadığıyla sınanırmış fikrine artık saygı duyuyorum…Misal ; şu “soğuk-çay” içeceği…yıllardır marketlerde, cafelerde tüketilen ,bizim toplum damak tadı geleneği ile uzaktan yakından alakalı olmayan içeceğin niye inatla piyasaya itelendiği sorusunu sormaktaydım kendime, hatta içenlere de “yuh zevksiz , su iç onun yerine” derken şimdilerde galon galon icetea tüketmekteyim J Tanrı misallendirmesin insanı bikere, duramıyor ki(!)



01 Ağustos 2011

((((HAL))))


Anladım; trajik olaylar, hüzünlü gebermişlikler, gereksiz yaşanmışlıklar, depresif durumları tarifle sınırlı yeteneğim! Ben sadece “acıyı” anlatabiliyormuşum meğer!!! Ya mevcut, öğrenilmiş kelimelerim yüzünden ya her serden geçme , düşden düşürülmede sarılmış olmam gayri ihtiyari kaleme, ya da yazmak için beklemem o kanayan saatleri…Al işte uzun zamandır keyifli bişey yazamıyorum…ne keyifsiz(!)…

Çünkü keyifliyim! Çünkü sınırlarını zorluyorum mutluluğun! Şimdi sorsan nasıl bi “hal “ seninki! Ancak bu hal geçtiğinde ve dibe vurduğumda anlatabilirim büyüklüğünü evire çevire! Hem öyle anlatırım ki bu kez….(lakin anlatmak nasip olmasın!)

Sanırım bi yaratma işi…baştan ayağa yaratılma…öyle ki bunun büyüsü başka hiçbir ilhama başka hiçbir sese, hiçbir resme ve şekle gerek duymuyor! Kendi başına buyruk bi “hal” içerisindeyim…kendi belirliyor yönünü/zamanını .ve o kadar içindeyim ki ve okadar bürünmüşüm ki ona; kelimesiz, ifadesiz, “ad”sız sahip çıkıyorum ve öyle ki…

ÖYLE İŞTE!



26 Temmuz 2011

sebeplerim var (!)



Yeni bir kelime türetmek değilmiş “Aşk” !

Var olana başka anlamlar yüklemekmiş !

Off ulan off … meğer “ Aşk” ne tembelmiş !




23 Temmuz 2011

"One way ticket to the blues"



Bi yere gidesim var, bi yerden kaçasım…bi yola vurasım var kendimi, bi yoldan çıkasım!

Bi yola sokasım var seni, bi yol uğraşasım...!




19 Temmuz 2011

Var mı kader başka numaran!



"Tamam!" demişsin artık; vazgeçmişsin, almışsın kararını, kapatmışsın kapını, demişsin istemiyorum ulan artık, alışmışsın , kesmişsin ümidi, yok işte öyle bişey yok!
Sonra birden kapı çalınmış, sanki herşey vazgeçtiğin o ana kurulu...!
kim o? demişsin!
-Ben! Hani "beklenen" !
-Yok ya (!)
-Vallahi Ben!

Hadi gel de onun kapıda olduğunu bile bile yaşa içerde!
Hadi gel de "Çok geç artık" de!
Hadi gel de açma kapıyı!



30 Haziran 2011

"konstipasyon"




Desem ki patlayacağım; kuyuya bağırmak kesmiyor artık beni…

Sana anlatmak isterdim dostum,sana! Ve sen beni hayatında hiç bu kadar kekeme, hiç bu kadar gözü dönmüş deli görmemiş olurdun….

Derdim ki;

Derya! Ve orda kalırdım!

Suratıma bakardın, “korkutma beni, hadi anlat” derdin..

Derdim; “kızım bak!”! ben var ya artık başka bir dünyadayım! (korkardın tabi, yine nasıl bir delilik içindeyim diye). Tabi bunu diyene kadar 3 sigara içmiş olurdum “az iç kızım, azalt şu sigarayı derdin” sen. “Başlatma şimdi sigaraya” deyip devam ederdim :

Hani hatırlıyormusun bikez Ankaraya gelmiştin beni görmeye ve ben saatlerce bekletmiştim seni terminalde…hani lisedeydik; bizim evin kapısının dili hep açık olurdu, sabah kapıyı çalmadan gelip yatağıma zıplayıp beni uyandırasın diye…, sonra kahve yapardım ama hep kendi sevdiğim gibi ve biton söylenirdin her defasında sen…hoş sen benim canavar gibi yemek yiyip, sıska kalışıma da söylenirdin…Hatırlıyormusun ne kaçardık Erkandan, bi baltaya sap olamadık diye….kimlerle geçtik dalgamızı akşam yürüyüşlerinde…hani şimdi senin tayin olduğun o okulun temeline az mı gözyaşlı izmarit gömdük…

Hatırlıyormusun benim için ilk ağlayışını, ya kendine dönesin diye benden yediğin o hokkalı tokadı!

Az mı sigara çaldık vitrinden, az mı “ Güzel Marmara “ diktik…

Ne falliktin kızım sen; okul yolunda katlar, kıvırırdın eteğini, ceza almayasın diye örerdim saçlarını zorla! Kaç kitabın, kaç satırın altı çizili tekrarlarını yaptık senle… ya o bana tekrar tekrar söylettiğin “…evet arkadaş kim olduğumu, ne olduğumu , nerden gelip nereye gittiğimi sen öğrettin bana….” lı şarkıda hep gözlerin dolarken….

Hani hayatımın en mühim günüydü hatırlarmısın , ta ordan, cehennemin dibinden kalkıp gelmiştin ya yanıma…hani şimdi albümde her fotoğrafta; oynarken, gülümserken, somurturken, alkışlarken, kutlarken yanımdasın ya…. Offff Derya! Nasıl anlatayım sana!!!!

Bilirsin yön tarif edemem, bilirsin sayı, miktar, ölçü ve mesafe kavramlarıyla aram yoktur benim!

Deryaaaaa!

Milat!!!

Yok yook…! Bak aslında her şey Big Bang le başladı desem…

Yok! Sen iyisi mi gözlerimin içine bak dostum!

Ben var ya artık “kocaman” ım, içim içime sığmıyor, bildiğin gibi değilim işte…artık düzgün cümlelerim de yok , bir “aksilik” var yani bende!

Sakın meraklanma bi derdim yok!

Ahh be Derya nolurdu kader farklı şehirlere yazmasaydı bizi, nolurdu, İzmir yerine Ankarayı sevebilseydin bi parça…anlayabilecektin(!)

Yok be kızım vaz geçtim,

bi bok anlatmıyorum sana!!!!




25 Haziran 2011

"HİATUS"


Sen neredeydin be…!

Sen kaybolmuş bi haytın tam da ortasına tekabül ediyorsun şimdi..!

Sen geçmişten kalan bir iz bırakmadın ki,

Sen darmadağın , yerle yeksan ettin her şeyi...

Sen efendisi oldun, her şey itaat ediyor sana şimdi!

Sen; asi başımı dikleştiren, sen liğme liğme iliklerime işleyen,

Sen …Sen var oluşumun ilk nedeni, sen kadere iman, Tanrıya şahadet ettiren! Sen ….

Sen hayal kurmamı isteyen! İmdada yetişsene!… (bu kadar büyük bişeye hayallerim yetmiyor benim!)


Ben sen kokmak…ben sana bulanmak, sana belenmek, sende tamamlanmak , sende çoğalmak istiyorum!


Allahını seversen söylesene ben nerden tanıyorum seni!!!




24 Haziran 2011

Nots

Kocaman bi karpuz… kesemiyorum ki bi türlü, neyse zor bela kesildi! O da ne! yaklaşık 5 santim beyaz kabuğu var..Alla alla enteresan! sonra dilimleyeyim derken ortada kabak! Kabak ya bildiğin kabak işte! Dedi ki: kusura bakma yenge, mahçubum sana, ne kabağım artık ne de karpuz:…. dedim dur yav üzülme…ben de artık ben değilim zaten!

Geçen sokakta yürürken yeşil bi Converse gözüme çarptı…nasıl ağlıyor nasıl ağlıyor..dedi bak tesettür modası oldum! Vahh anam dedim, Allah kimseyi düşürmeye!


21 Haziran 2011

LEVEL 34

("1" kala)


Sanıyorsun ki 34 yılın şerefine oturup içecem,

sonrasında salya sümük ağlayıp sızacam bugün…

Yok yapmıyacam hiçbirini!

Ne yapacam biliyomusun; evvela bu sı….. gününü kutlamasın diye kimse, telefonumu kapıyacam!

Bu lanet “en uzun gün” ü yatakta uyuyarak kutluyacam…

Daha dur neler göreceğim ben..!

Daha dur, ne ihanetler, ne ölümler, ne yıkımlar, ne hüzünler…ne sevinçler (!)

Yaşlanmak! çizgilerse korkutmuyor beni…daha çok oturuyor yüzüm,

daha çok kendimle yüz gözüm…

Bir 34 daha versene;

bukadar boş, bukadar anlamsız…Korkutamazsın beni, yarın kaldığım yerden yine devam edecem!

Bu sefer lanet okuduğum her o “en uzun gün, en kısa gece” için bi dilek diliyecem…

Ve ben 34 ümde …şimdi!…bana en lazım şeyi istiyecem !!!





17 Haziran 2011

"from the unknown-1"



…ve geldiğinde O!

Yerin göğün pustuğu,

Cesur adımları sıklaştığında…

ve dayandığında kapına...

ve yırttığında sesleri...

ve hücrelerin ayrıştığında...

Neden kapattın gözlerini

ödlek!!!


(ahhh sen!… sen inkara tapınandın (!) )




13 Haziran 2011

parantez içi

Aslında parayla işi olanlar hiç büyük hesap yapmazlar, hep küçük hesaplar peşinde koşarlar!

Lidyalılara küfretme! para önceden de vardı! ve paranın anlamı “takas” dı…bak oysa şimdi ne küçük şeyleri ne büyük şeylerle takas ediyor insanoğlu!

Napolyon’un ağzını yoran para! Heyyy!

Sen niçün varsın biliyormusun:

Bi başucu kitabı, …

yahut sevgiliye giden bileti almak için…

bi çocuğa bayram sevinci yaşatmak için…

borç verip dostla(!) muhabbeti arttırmak için…

Hayali kurulan o adaya gitmek için…

Soyluyla soysuzu,

tokla açı, güzelle çirkini,

sonradan göreni ayırmak için!



Günden notlar:

(Lan kim üretiyor bu meyveleri, aroma katmayı unutuyorlar içine…)

-

06 Haziran 2011

"serotonin fazlalığı"

Sevmek!

Yetenek ve yeterlilik gerektiren bi vukuat!…

Öyle tek bişeyi sevmekle de yırtamazsın !

Sevince her şeyi dahil edeceksin bikere o çembere….

Sevince en berbat müzik bile Vivaldi!

Ulan Dur! Diyeceksin; karnıbahar da bir bitki, azıcık zorla düşünde, azıcık boya; al sana gül, al sana ortanca! Hiç gülmediğin esprilere gülecek, karnını yerlere süreceksin…

Önce algı zayıflayacak, sonra akıl devre dışı ve nihayet tüm fonksiyonlar kalbin elinde!

Sonra…

Severek dinleyecek, severek bakacak,

Severek koklayacak, severek dokunacak, severken tat alacaksın!

Belki…

Sevmeyi kaybedersen yönünü kaybeder misin diye korkacaksın!

Ve sevmek tüm yaraları iyileştirecek mi onu izleyecek,

Nasıl fütursuz olur, nasıl kaygısızdır, nasıl meydan okur, nasıl sorgulamaz

Onu öğrenecek,

Onu öğreteceksin!


ve

şimdi

ben

“Sevmek” hani neyse O,

Ezberlediklerimi susturup

Onu bağırıyorum!!!





02 Haziran 2011

abstract



Bazen tarifi olmuyordu her zıkkımın…

Bazen kalem kabız

Sözcükler uyuz oluyordu cümlelere…


(Günden Notlar: Balkondaki saksıya ısrarla yuva yapmaya çalışan 2 kuş var. Defalarca kovdum, habire çalı çırpı getiriyorlar….kovuyorum ama atamıyorum da…bakalım ne kadar inatçılar …

Dedim.

-başka yer mi yokdu pilastik saksıdan başka, ne sunisiniz, gidin ağaca, dala …

Sana ne keyif bizim değil mi! dediler

Eee görün gününüzü ohalde, naylon sevdalısı kuşlar!)


24 Mayıs 2011

Big ego"

Yoktun sen!

Tozdan ve buluttandın önceleri…

Sonra bigün

Sığamadın içine..

Tesadüfi çattın kendine…

Kendin çıktın açığa.

Kendine vardın,

Kendi hissizliğinin evriminde…

Peki şimdi

Kim açıklayabilirdi kendinliğin sebebini…

Neydi seni kendine dönüştüren zerre!


11 Mayıs 2011

yaz ki...



Bir elmanın iki yarısı hikayelerine inanma yok öyle bişey..

Sen bana inan aşka inanma!

Yaz!!

Benden bi kahve söyle kendine (bol şekerli, köpüklü)…

Ulan olum de , ne istiyorsun bu hayattan, boşver geçmişi meçmişi…

Babam bize küfrederken geçmişimize söverdi, ondandır hassasiyetim;))

Gül be oğlum, hadi kocaman gülll! Gülesin diye yazmaktayım, yazasın diye kışkırtmaktayım…

Bana kısa süssüz cümleler kur, güzel ama tuhaf, karmaşık ama basit…

Bilmediğim bir kelime türet

O kelimeye bir ömür sevdalanayım…

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


::NOT: :

(gecenin derininden dökülen:):

Dediler topluca geldik,

-dedim ooooo başım üstüne..

Dediler daha bir saç baş dağılmış daha bir manyak bakar olmuş gözleriniz

-dedim teveccühünüz!

Dediler bukadar çok yormayın kendinizi, yapılmadık, yarım kalmış icraatınız yok!

-dedim emir buyurursunuz…

Dediler tebrik ederiz; sıyırmış, sıyrılmışsınız;

hiç kimse, hiçbişey olmuşsunuz…

-dedim iltifata hacet yok!

Dediler gözümüz aydın

-dedim hadi ufak ufak yollanın... )



09 Mayıs 2011

"KÖTÜ"!

Sen hiç gerçekten kötü biriyle karşılaştınmı hayatında?

Gerçekten kötü…kötü ne demek bilirmisin?

Hayatta hiç kimseye emeği geçmemiş, hele ki evlatlarına, hayatı boyunca keyf ve sefa içinde yaşamış, dalga geçmiş, yalan söylemiş, iftirada bulunmuş…zulmetmiş, iyi niyet kullanmış, sanki Tanrı onu insana azap için yaratmış …!

Kimseye bir zerre iyiliği dokunmamakla beraber, insan evladına yüklenmiş ha yüklenmiş…edep, terbiye ehli insan dayanmış ha dayanmış…Tanrı bir insanın varlığıyla bu kadar mı sınar bir ömrü…hangi cennetini vaad edecektir bu eziyete, zulüme…! Daha kaç ömür adanır bir insanın uğruna!

Hadi gel de sabret, hadi gel de merhamet et…

Hadi gel de tek bir kelime güzel bir söz et!

Cinayeti dahi meşru kılacak bir yaradılış, hadi gel de günaha girme…

Bazen “çok” la sınar Tanrı, hadi gel de isyan etme!

Öldüğünde babaannem/Zatı muhteremin(!) mezar taşına yazdıracağım dörtlük:

“ Ne kendi eyledi rahat

Ne verdi gayre huzur

Yıkıldı gitti cihandan

Dayansın ehli kubur ”




(Mutfaktan gelen yazı)

Bu buzdolabı ne çok gürültülü …diyeceksin miyadını doldurdu ondandır..yok ayol no frost manyaklığından habire tok-tuk diye sesler çıkarıyor, bi de tuhaf bir motor sesi …eee 10 yıldır iş görüyormu ona bak sen…”iş görüyor”! yani maksadına hizmet ediyor!

(e diyeceksin) Sen nasılsın?

-bildiğin gibi, yani yaşıyoruz işte

Yani “iş görüyor” durumu! Yani “yiyiyor, içiyor ve malum şeyler…”

Yani sözün özü maksadına hizmet ediyor(!)…yahut buna zorluyor hali;)

-- --- -- --- -- --- -- --- -- --- --

::NOTLAR::

(şu sıralar bende;

in:

-Balgatta kiloyla et-met yapan manzarasız mangalcılar,

-Burger King- Elmalı Sufle,

-T-shirt olarak şekillendirilip giyilmek üzere erkek fanilaları,

-Kumaşcılar (for ever;),

-Haşlama sebze,

-Tarçın Çayı,

-Karanfil,

-saksı maksı, çiçek,tohum ekme yeşertme, iyileştirme faaliyetleri,

-mucizevi alet dikiş makinası,

-“Sinangil” sade kek unu,

-Jean salopet (for ever),

-Klasik Converse (for ever),

- Amy Winehouse, Zaz(müzik),

-Çikolatalı sultan lokumu,

- Mondial 125 ZN Scooter (tabiî ki siyah)


Out:

-Günlük gazeteyle birlikte gelen bir tomar reklam/tanıtım kağıdı ,

-Yemek yapmak,

-Baskılı, büzgülü,üste oturan, taşlı, dekolte-kadınsı t-shirtler,

-Boduru daha bir yerden bitiren sevimsiz babet ayakkabılar (-yere yakın olmamakla birlikte ;)

-Haftanın –ayın-asrın kitapları reyonu,

-ikiye bölünmüş yazma fularlar,

-Çay

ve

-Babaanne…



07 Mayıs 2011

Evcilleştirilmiş Asi!


Bugün alıcı gözüyle aynaya baktım….

Bana nolmuş böyle! Tanıyamadım kendimi!

Bundan bi 10-15 yıl önceye gittim; yırtıcı, can acıtıcı, vahşi zamanlarıma…Acıtmakla kalmaz, kendi canımı da yakardım, her işi “ben” yapardım, yapabilirdim, hürdüm, bi dağın başına bıraksan yaşayabilirdim, korkusuzdum, minnet, sahiplenmek ve sahiplenilmek ne demek bihaberdim…Sorumsuzdum, ukalaydım…

Şimdi bak bana!

Kanatlarım kırık…Eskisi kadar gür çıkmıyor sesim!Uysalım, uzlaşmacıyım, kabulleniciyim…Korkağım! Tek başınalık ürkütüyor beni, beni sokağa sal bi başıma afallarım, tek başıma yaptığım hiçbirşey mutlu etmez beni…Sigaram, ekmek kaç lira sor bilmiyorum, hangi fatura nereye ödenir, falanca yere kaç otobüsle nasıl gidilir bilemem! Bırak beni kaybolurum, yön bilmem, tarif edemem…uzaklaştır; yolumu bulamam…Hoş tasmam var kaybolsam biri bulur getirir nasılsa(!)

Yeter ki güvende olayım, yeter ki kimsesiz kalmıyayım…içimdeki asiyi öldürürüm ben! Kimi zaman hortluyor, çoğu zaman zorluyor beni…ama kaçabildiğim yer kokumu bıraktığım, benim diyebildiğim mıntıkam!

Ehlileştim ben, evcilleştim…saldırmıyorum, üzmüyorum, üzülmüyorum…sakat duygularım var benim kaçamıyorum….




02 Mayıs 2011

beni unutma!

 

(biyerlerde yaşanan paralel bi hayata...)


Sen benim temiz kalan yanımsın,

Sen kirletmediğim,

Kirletemediğimsin…

bırak..

bişey de temiz kalsın be dünyada,

bişey de gerçekten inanılası…

ve yaşanmamış olsun...

İşte o yüzden güzel olsun,

İşte o yüzden

İnanmak gelsin içimden...

bırak…

bu da böyle olsun….






30 Nisan 2011

İzzeti ikram


Bi yorgunum sorma…

Hani zorunlu ilişkiler vardır, randevulu saatler..yorar insanı!

Boş bakışlar,aman yanlış anlaşılmasınlar, dur bi susayım da o neymiş anlıyayımlar,….

Yoktur öyle kaygılarım…neresinden anlarsan anla beni, ben buyum, bu kadarım yahut bundan ötesiyim, aklının alamadığıyım, enerjinin yetişemediği…

saatlerce boktan bir mevzu üzerinde konuşabilirim, yahut mutlaka ilgini cezbedecek bi konu bulurum, merak etme senle de konuşurum(!)….hangi dantel nerden başlanır, hangi kitabı kim yazmış, son siyasi durum nedir, hangi sebzenin turfandası daha iyi olur hangisinin kurusu daha iyi, hangi ot neye iyi gelir, hangi hastanenin hizmeti iyi, hangi mağazada ne var, son moda nedir, hangi restoranda ne iyi yapılır….her halttan konuşabilirim….yeter ki zorunlu olayım!!! Tereciysen tere satarım sana…yeterki zorunda kalayım …ahhh bi de çözebilsen beni!…dışarıdan ne ketum, ne soğuk, ukala bir kadınım…..!

Yok yavrum ben değilim bu…ben zorunluyum!! Yoksa ne işim olur senle…bakma biton ortak bişey bulduğuma…bakma sırıtışıma… ben var ya şirin mirin değilim !sandığın gibi olumlu felan da değil! Sandığın gibi tarafsız da değilim! Keskin hatlarım, kurallarım var benim…

Ne aynı pencereden bakarız hayata, ne yan yana oturmamız mümkündür gündelik hayatta…ondandır bakmaya doyamadığın tezatlıklarım…hanım hanımcık terliklerimin altındaki çizgili çoraplarım, mavi ojelerim, kulağımdaki çifter küpelerim…

Ben anlattıklarımın hepsiyim yada onlardan hiçbiri !

Mühim de değil karışmasın kafan, nasılsa merakın dindi, nasılsa bana bir “ad” koydun, nasılsa bidaha görüşmeyeceğiz inan bana komşucum;)

--not:yarın evde yokum--



26 Nisan 2011

::YOLCU::

Öyle üşüdüm ki dünyada,

Cehennemler yetmez

beni ısıtmaya…

sefasını sürdüğüm

yokluğun,

Vakti tamam

Cansız ve ruhsuz

Yolcusuyum…




19 Nisan 2011

nakarat

Tahmin ettiklerimizin dışına çıkmıyor artık hiçbirşey…çoğu denenmiş hayal kırıklıklarımız mevcut…deniyor ve uslanmıyoruz…biz daha ne kadar aldanırız, bak fıstıki yeşili de boyadık......anla işte doyduk biz, aynı yolu yürümekten, aynı resimleri görmekten yorulduk!

-----------__SON__-----------


17 Nisan 2011

Öyle sermestem ki ...



suretleri,

vitrinleri,

gülümseyenleri,

aylakları,

ayaklananları,

ağlıyanları

Yalan!

kalabalık sokaklarına giriyorum

bu şehrin

kendimi

kaybediyorum....

(kayıp ediyorum)


Öyle sermestem ki idrâk etmezem dünya nedir

Ben kimem sakî olan kimdir mey-i sahbâ nedir”

(Fuzuli)






13 Nisan 2011

buldurmaca...

Hafız dedi…

-nedir aşk?

Dedim hacı abi aşk….

-ki ne hacıdır o, ne ben hafız…-

Dedim aşk pis bişeydir be…

Aşk beter bişeydir…

Mantık dışıdır, dünyaya inat tutkuyla bağlanma tiryakiliğidir,

İnsanın sonsuz bağlılığı ve mutluluğu arayış denemesidir,

yanılışıdır her seferinde..

bulamayışıdır…

Dedim aşk… akıl dışı hayvani bişeydir,

O bakımdan baki değildir!

Hacı abi dedi ki aşk:

Nefisdir, nefisle şehvetin ortası bişeydir…

Dedim aşk yoktur aslında varsa da akuttur,

Varsa da “zottirik bişeydir”!

Hani koftiden…

Dedi gel bi ad koyalım buna

kirletmeyelim manayı..

Aradık…

Yetmedi lugatımız

Yeni bişey uyduramadık…

Aşk olsun dedik..

-ki o uyaklı yazar, ki ben yazarım..

Bulamadık…

Aşk nedir be dostum?

Neyse o ,

ben ölmeden şiirler yazdırmalı bir adama..

İpi boylatmalı…

Aşk fazla gelmeli,

Aşk üstü kalmalı,

Aşk delikten çıkarıp divane etmeli,

Aşk imana sokup evliya etmeli..

Aşk pür sefil

Pür naçar

Bırakmalı!

Aşk…

Tohuma inat budaklandırmalı

Ölüyü diriltmeli,

Ayazı kavurmalı…

Aşk bedbaht edip

Buldurmalı!!!



10 Nisan 2011

MANİFESTO!


yeni bir adım attık bakalım...
bukez yüksekten değil en alttan başlıyoruz üstelik...ağır ama emin adımlarla....

Bu kez öğrendiklerimi unutmayacağıma/ gözardı etmeyeceğime,
kimseye güvenmeyeceğime,
susmayı(!) baş ilkem olarak sayacağıma,
çıktığım yolda kimseye aldırmadan;
karşıma çıkacak tüm engellere rağmen yılmayacağıma
varmak istediğim hedefe gitmek için kendimi zorlayacağıma,
düşman kazanmıyacağıma(!),
her kılıfa gireceğime(!),
Gerektiğinde inanmadığım yerde bulunup,
kimi zaman da inanmadığım ilkeleri
yeri ve zamanı gelene kadar itaatkar olarak savunacağıma...
kadınlara karşı hep tetikte olup,
onları hiçbir zaman dost görmeyeceğime,
erkeklere karşı olduğumdan daha acımasız ve sert olacağıma,
merhametimi dışarıya çıktığımda evde unutacağıma,
yeri geldiğinde bildiğimi ve doğrumu susacağıma(!),
duyduğumu unutacağıma,
bildiğimi ağırdan satacağıma,
Öğrenmeyi ve bilgi edinmeyi, araştırmayı herzamanki gibi sürdüreceğime,
aslıma, neslime, sütüme aykırı hareket etmiyeceğime,
kimsenin bilgisi altında ezilmeyeceğime,
AND OLSUN!



07 Nisan 2011

isterim...


Evlere Gastroloji ve jinekoloji hizmeti istiyorum.Cepte taşınır ultrason ve fizik tedavi üniteleri olsun.Herkes evinde kendi kan ve idrar tahlilini yapabilsin.Uzaktan ilaç yazdırma ve vasiyet bırakma mümkün olsun. İsteyen kurşun döktürme hizmetinden evinde faydalanabilsin.Derdi olana sigara ve rakı yardımı yapılsın. Yaşlıların oram ağrıyor buramda bilmem ne var benzeri yakınmaları yasaklansın. Şükretmek okul müfredatlarına girsin, gelinini çekiştiren kayınvalidelerin ağızları dikilsin, dillerine kezzap dökülsün.Ünlü doktorlar ve basın kahveyi mucizevi ilaç olarak tanıtsın.Ülseri olanlara maaş bağlansın, yalancılar ve ikiyüzlüler tehcir ettirilsin.Zenginin fakire borcu olsun...bir diş çektirene implant bedava yapılsın..Her işsize bir torpil tahsis edilsin, rimel sürmeden dışarı çıkan kadınların 3 aydan 1 yıla kadar hapsi istensin...

ve can sıkıntısından yazı yazanlara bir eğlence düşünülsün!!




04 Nisan 2011

ben var ya....

(Oysa her şeyin zorlayıp üst üste

Üstüme geldiği şu günlerde yılgın ve yorgunum….….)


Öyle değil be oğlum!!!

Sen!

Sen ki çoğulsun,

Sen; Osun Busun Şusun!

Sen üç kuruşluk dünyanın masalına kapılıp boğulmuşsun!

Dünya kötüyse!

Ben varım be oğlum!

Ben varım

İyliğin ıspatı!

Ben varım;

Öldürsen doğruyu söyler,

Ölüme meydan okurum….

Yarı yolda kalsan sırtlar,

Kendi yükümü unuturum…



"Bakarken gözle bıçaklıyor, dinlerken kulakla zehirliyorlar"!
gel gör ki yine yerini buldu üstad...
MERHAMET!!!!!
MERHAMET!



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...