30 Haziran 2011

"konstipasyon"




Desem ki patlayacağım; kuyuya bağırmak kesmiyor artık beni…

Sana anlatmak isterdim dostum,sana! Ve sen beni hayatında hiç bu kadar kekeme, hiç bu kadar gözü dönmüş deli görmemiş olurdun….

Derdim ki;

Derya! Ve orda kalırdım!

Suratıma bakardın, “korkutma beni, hadi anlat” derdin..

Derdim; “kızım bak!”! ben var ya artık başka bir dünyadayım! (korkardın tabi, yine nasıl bir delilik içindeyim diye). Tabi bunu diyene kadar 3 sigara içmiş olurdum “az iç kızım, azalt şu sigarayı derdin” sen. “Başlatma şimdi sigaraya” deyip devam ederdim :

Hani hatırlıyormusun bikez Ankaraya gelmiştin beni görmeye ve ben saatlerce bekletmiştim seni terminalde…hani lisedeydik; bizim evin kapısının dili hep açık olurdu, sabah kapıyı çalmadan gelip yatağıma zıplayıp beni uyandırasın diye…, sonra kahve yapardım ama hep kendi sevdiğim gibi ve biton söylenirdin her defasında sen…hoş sen benim canavar gibi yemek yiyip, sıska kalışıma da söylenirdin…Hatırlıyormusun ne kaçardık Erkandan, bi baltaya sap olamadık diye….kimlerle geçtik dalgamızı akşam yürüyüşlerinde…hani şimdi senin tayin olduğun o okulun temeline az mı gözyaşlı izmarit gömdük…

Hatırlıyormusun benim için ilk ağlayışını, ya kendine dönesin diye benden yediğin o hokkalı tokadı!

Az mı sigara çaldık vitrinden, az mı “ Güzel Marmara “ diktik…

Ne falliktin kızım sen; okul yolunda katlar, kıvırırdın eteğini, ceza almayasın diye örerdim saçlarını zorla! Kaç kitabın, kaç satırın altı çizili tekrarlarını yaptık senle… ya o bana tekrar tekrar söylettiğin “…evet arkadaş kim olduğumu, ne olduğumu , nerden gelip nereye gittiğimi sen öğrettin bana….” lı şarkıda hep gözlerin dolarken….

Hani hayatımın en mühim günüydü hatırlarmısın , ta ordan, cehennemin dibinden kalkıp gelmiştin ya yanıma…hani şimdi albümde her fotoğrafta; oynarken, gülümserken, somurturken, alkışlarken, kutlarken yanımdasın ya…. Offff Derya! Nasıl anlatayım sana!!!!

Bilirsin yön tarif edemem, bilirsin sayı, miktar, ölçü ve mesafe kavramlarıyla aram yoktur benim!

Deryaaaaa!

Milat!!!

Yok yook…! Bak aslında her şey Big Bang le başladı desem…

Yok! Sen iyisi mi gözlerimin içine bak dostum!

Ben var ya artık “kocaman” ım, içim içime sığmıyor, bildiğin gibi değilim işte…artık düzgün cümlelerim de yok , bir “aksilik” var yani bende!

Sakın meraklanma bi derdim yok!

Ahh be Derya nolurdu kader farklı şehirlere yazmasaydı bizi, nolurdu, İzmir yerine Ankarayı sevebilseydin bi parça…anlayabilecektin(!)

Yok be kızım vaz geçtim,

bi bok anlatmıyorum sana!!!!




25 Haziran 2011

"HİATUS"


Sen neredeydin be…!

Sen kaybolmuş bi haytın tam da ortasına tekabül ediyorsun şimdi..!

Sen geçmişten kalan bir iz bırakmadın ki,

Sen darmadağın , yerle yeksan ettin her şeyi...

Sen efendisi oldun, her şey itaat ediyor sana şimdi!

Sen; asi başımı dikleştiren, sen liğme liğme iliklerime işleyen,

Sen …Sen var oluşumun ilk nedeni, sen kadere iman, Tanrıya şahadet ettiren! Sen ….

Sen hayal kurmamı isteyen! İmdada yetişsene!… (bu kadar büyük bişeye hayallerim yetmiyor benim!)


Ben sen kokmak…ben sana bulanmak, sana belenmek, sende tamamlanmak , sende çoğalmak istiyorum!


Allahını seversen söylesene ben nerden tanıyorum seni!!!




24 Haziran 2011

Nots

Kocaman bi karpuz… kesemiyorum ki bi türlü, neyse zor bela kesildi! O da ne! yaklaşık 5 santim beyaz kabuğu var..Alla alla enteresan! sonra dilimleyeyim derken ortada kabak! Kabak ya bildiğin kabak işte! Dedi ki: kusura bakma yenge, mahçubum sana, ne kabağım artık ne de karpuz:…. dedim dur yav üzülme…ben de artık ben değilim zaten!

Geçen sokakta yürürken yeşil bi Converse gözüme çarptı…nasıl ağlıyor nasıl ağlıyor..dedi bak tesettür modası oldum! Vahh anam dedim, Allah kimseyi düşürmeye!


21 Haziran 2011

LEVEL 34

("1" kala)


Sanıyorsun ki 34 yılın şerefine oturup içecem,

sonrasında salya sümük ağlayıp sızacam bugün…

Yok yapmıyacam hiçbirini!

Ne yapacam biliyomusun; evvela bu sı….. gününü kutlamasın diye kimse, telefonumu kapıyacam!

Bu lanet “en uzun gün” ü yatakta uyuyarak kutluyacam…

Daha dur neler göreceğim ben..!

Daha dur, ne ihanetler, ne ölümler, ne yıkımlar, ne hüzünler…ne sevinçler (!)

Yaşlanmak! çizgilerse korkutmuyor beni…daha çok oturuyor yüzüm,

daha çok kendimle yüz gözüm…

Bir 34 daha versene;

bukadar boş, bukadar anlamsız…Korkutamazsın beni, yarın kaldığım yerden yine devam edecem!

Bu sefer lanet okuduğum her o “en uzun gün, en kısa gece” için bi dilek diliyecem…

Ve ben 34 ümde …şimdi!…bana en lazım şeyi istiyecem !!!





17 Haziran 2011

"from the unknown-1"



…ve geldiğinde O!

Yerin göğün pustuğu,

Cesur adımları sıklaştığında…

ve dayandığında kapına...

ve yırttığında sesleri...

ve hücrelerin ayrıştığında...

Neden kapattın gözlerini

ödlek!!!


(ahhh sen!… sen inkara tapınandın (!) )




13 Haziran 2011

parantez içi

Aslında parayla işi olanlar hiç büyük hesap yapmazlar, hep küçük hesaplar peşinde koşarlar!

Lidyalılara küfretme! para önceden de vardı! ve paranın anlamı “takas” dı…bak oysa şimdi ne küçük şeyleri ne büyük şeylerle takas ediyor insanoğlu!

Napolyon’un ağzını yoran para! Heyyy!

Sen niçün varsın biliyormusun:

Bi başucu kitabı, …

yahut sevgiliye giden bileti almak için…

bi çocuğa bayram sevinci yaşatmak için…

borç verip dostla(!) muhabbeti arttırmak için…

Hayali kurulan o adaya gitmek için…

Soyluyla soysuzu,

tokla açı, güzelle çirkini,

sonradan göreni ayırmak için!



Günden notlar:

(Lan kim üretiyor bu meyveleri, aroma katmayı unutuyorlar içine…)

-

06 Haziran 2011

"serotonin fazlalığı"

Sevmek!

Yetenek ve yeterlilik gerektiren bi vukuat!…

Öyle tek bişeyi sevmekle de yırtamazsın !

Sevince her şeyi dahil edeceksin bikere o çembere….

Sevince en berbat müzik bile Vivaldi!

Ulan Dur! Diyeceksin; karnıbahar da bir bitki, azıcık zorla düşünde, azıcık boya; al sana gül, al sana ortanca! Hiç gülmediğin esprilere gülecek, karnını yerlere süreceksin…

Önce algı zayıflayacak, sonra akıl devre dışı ve nihayet tüm fonksiyonlar kalbin elinde!

Sonra…

Severek dinleyecek, severek bakacak,

Severek koklayacak, severek dokunacak, severken tat alacaksın!

Belki…

Sevmeyi kaybedersen yönünü kaybeder misin diye korkacaksın!

Ve sevmek tüm yaraları iyileştirecek mi onu izleyecek,

Nasıl fütursuz olur, nasıl kaygısızdır, nasıl meydan okur, nasıl sorgulamaz

Onu öğrenecek,

Onu öğreteceksin!


ve

şimdi

ben

“Sevmek” hani neyse O,

Ezberlediklerimi susturup

Onu bağırıyorum!!!





02 Haziran 2011

abstract



Bazen tarifi olmuyordu her zıkkımın…

Bazen kalem kabız

Sözcükler uyuz oluyordu cümlelere…


(Günden Notlar: Balkondaki saksıya ısrarla yuva yapmaya çalışan 2 kuş var. Defalarca kovdum, habire çalı çırpı getiriyorlar….kovuyorum ama atamıyorum da…bakalım ne kadar inatçılar …

Dedim.

-başka yer mi yokdu pilastik saksıdan başka, ne sunisiniz, gidin ağaca, dala …

Sana ne keyif bizim değil mi! dediler

Eee görün gününüzü ohalde, naylon sevdalısı kuşlar!)


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...