31 Aralık 2012

bi halt dilemiyorum kendim için!


Hayat bazen ayazdır...

Tanrı; yaşama, ideallerinize tutunma azminizi korusun!
İyi seneler...








29 Aralık 2012

...dedi bir bilen-7


Biri hedefe kilitlenir;
Görmez çukurları, tümsekleri, sert kayaları…
Ve sendeler bazen!
Öteki yola kilitlenir;
Kum mudur, çim midir, engelli mi, nedir mesafe…
Ve Unutur bazen hedefi!
Bilesin biri hatırlattığı, öteki uyardığı müddetçe varılır o yolda o hedefe!


(NOT:Saçsız bir kadınla tanıştım, saçımın dalgasından utandım…
Yaşlı bir kadının bakışlarındaki ışığı gördüm, gözlerimdeki ölüden utandım!)




24 Aralık 2012

"2"


Bakma sen bana,
aslında 

Bakma sen bana, aslında dünyanın en mutlu kadınıyım ben!

İsterim parmakla gösterilmek!

Fakat senin kavramından epey farklı benimki; benimki acıyla çağdaş, varlığı ise benden hayli evvel…

Çokum ben!

Feryadım iki kişilik benim, isyanım, sözüm, inadım, azmim, yakarışım, zulmüm, ağrım, korkum, cesaretim, günüm, gecem, uykum, rüyam, hüznüm, bir nesneye bakışım, bir olayı görüşüm, bir çiçeği koklayışım, bir çocuğu saçından okşayışım, övünmem, kaçışım, sövüşüm, dövüşüm, susuşum… hepsi, hepsi iki kişilik!

Çözsen iki kişi,

Vursan iki kişi,

Ölsem iki kişi,

Gömsen iki kişi!


19 Aralık 2012

Takat


Beni sorarsan…
Elimi, kolumu kırıp, omuzlarıma oturmuşlar, saçımı başımı didmiş, yüzümü gözümü birbirine karıştırıp, giydiklerimi tenime yapıştırmışlar…iyi bi hırpalamışlar, sonra ense kökümden tutup ayağa dikmişler beni…
Demişler:
-Vazifeni yap!
Müstehaktır!
emirlerine amadeyim…

tek isteğim başımı dünyanın en rahat, en huzur dolu yerine koyup bi  10 dk. Uyumak…uyumak….uyumak….!

 Selam ederim…




14 Aralık 2012

Unut-kanlık yeteneği


Sıkca unutuyorum…
Elimde taşıyıp, cezveyi banyoda unutuyorum, mutfak dolabına kumaş makası koyarken yakalıyorum kendimi ve marketten peçete yerine rulo havluyla çıkarken…
Bişeyi koyduğum yeri unutmayayım diye; sağlam ve korunaklı, sözde göz önü bir yere koyup  bir gün sonrasında nerede olduğunu bulamıyorum…en çok da adları unutuyorum, sürekli sormak zorunda kalıyorum, önemli şeyleri not kağıtlarına yazsam da zamanında bakmayı unutuyorum.
Bu yeteneği; zamanı unutmak, mekanı unutmakda kullanabilirsem yeni yıla girerken sabaha kadar içerek kendimi kaybetmeyi deniyeceğim, sonraki gün bulmamak ümidiyle…



(Hoyratmış,uzun havaymış, arabeskmiş neymiş…bu yılbaşı bi küçük ile bu vals eşliğinde demlenilecek …..)






11 Aralık 2012

bana beni...



Sarsam ruhumu kağıda, döksem kaleme…
Ne sen görebilirsin;
fırtınadan, tozdan arta kalanı,
Ne ben kanıyabilirim bir rüyayı ulu orta…

(Bana beni gerek beni!)



(Not: Bugün aynı dönemde yaşasaydık yollarımızın “Mutlak” !  kesişeceği adamlardan birinin ölüm yıldönümü…
Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!”
diyen Atsız! Ne yazık geç gelmişim dünyaya,

"Ruhlarımız buluşur elbet Tanrı dağında" !





09 Aralık 2012

kum ve rüzgar...



Hayatta bazı şeyleri tutkuyla istemek yetmez!
Önce olacağına inanmak!
Kafanda her şeyi yerli yerine oturtmak!
Sonra sabır,
Sonra istikrar…
Ve en önemlisi tüm bunlar dahilinde aşama kaydetmek; şekillendirmek, şekillendiğini, istediğin doğrultuda güzelleştiğini gördükçe, daha çok inanmak, daha çok istemek, daha çok sabır…daha çok canını dişine takmak!
Ya şekillenmiyorsa, olmuyorsa istediğin gibi;
O halde düşünmelisin, eksik ya da yanlış giden bişey vardır mutlaka!
Öyle bişey yapmalısın ki, gözü gönlü doymalı insanlığın, öyle bişey ki boyunu aşmalı, öyle bişey ki, herkes ayakta alkışlamalı ve öyle bişey ki her zorluğa rağmen “en büyük eserin” olmalı!
Şimdi bak bakalım olmuş mu!
Neyin neresindesin…?
I ıh mı, öyleyse mızıldanıp durma; yazıktır emeğine , günahtır yarım kalan eşyanın doğasına, ziyan etme, kurutma çamuru…
Sen iyisi mi kovanı alıp, kumsalda oyna!






06 Aralık 2012

Yuğ (O Kadın)


Yürüyordum,
“Heyyy!!” dedi biri
Baktım kaldırımda oturuyor kendileri; aynı kadın! 
Yaklaştım yanına, dedim  bana mı seslendin? Yere bakıyordu..
dedi –rimelin varmı?
Güldüm, ilahi ne yapacaksın rimeli? dedim
Ses vermedi, yere bakmaya devam etti..
Baktım yanında kocaman bir çuval, ne var bunun içinde diyerek yeltendim açmaya, bir hışımla tuttu elimi;
-kuru yaprak!!
Ne yapacaksın bunları, ne topluyorsun dedim
dedi –altıma sereceğim! Maksat manzara olsun!
Tam da başka bişey sormamaya niyetliyken tekrar:
-Rimelin varmı!! dedi
Yok benim annem! Yok, rimel taşımam! dedim
Hem ne lazım sana şimdi rimel deyince,
- insan ölürken de güzel görünmeli değil mi benim annem!!! deyip
çuvalını kaptığı gibi gitti…
Tövbe ya rabbim delimidir nedir,
ve ne diye karşılaşıp duruyorum bu kadınla!



(NOT: Orta Asya Türklerinde içlerinden biri öldüğünde hane halkı, bıçaklarla yüzlerini ve göz altlarını keserek kan akıtırlarmış. Böylece gözyaşları bu kesilen yerden akan kanla karışırmış.Yas göstergesi olan "yuğ" törenlerinde böyle bir gelenek varmış. Hani “kan ağlamak” deyimi var ya ordan geliyor işte…)




04 Aralık 2012

"Kara Üzüm"


(eller bana ait değil :)

Yağmurlu, tadı tuzu yok, soğuk Ankara, etrafta çıplak ağaçlar, uçuşan sarı yapraklar…
Hava buz eller üşür, ne mutlu ki eldivenler var ve ağzın kenarında bi cigara teybde yüksek sesle eşlik edilen şarkı…”içim dışımmmmmmmmm , öööömrümsün*...” 
ve gidersin…
Yol bildiğinden değil; kaybolmak için!

Ulan kader revamısın bana!!!

(*eşlik edilen...)




02 Aralık 2012

...dedi bir bilen-6


Kimilerinin vebali diğerinin boynuna; kırmayı birbirine bıraktığı, camdan kafesleri vardır...



30 Kasım 2012

...dedi bir bilen-5



Bazen nefesini tutar insan, kaptırır kendini, atlar geçip giden bi manzarayı, fark etmez hangi topraklara vardığını !
Arada “Dur”! bi dur be! 






26 Kasım 2012

"Sonsuz Kuyu"


Ver ipinle ineyim
Cehennemler dibine!
Kör alıcım benim,
Günüme sığmayanım…
Acıttığım!
Acıyanım…
Yolum!
Yorulmayanım…
Bir son daha geçti bahardan,
Ki bir umut daha düştü say hayattan…
Dolanır lafım,
Dilim adına döner,
Yüzüm Tanrıya…

Ve sürer bu hikaye böyle;
Gel bağır…
Git bağır…
Sonsuz bir kuyuya!




24 Kasım 2012

terminus ante quem 77



Bi yirmi yıl önceden gelen tanıdık!
Sen nerdeydin göbeğim kesilirken?
Hangi kavgada!
Ki düşler kuruyoruz
Bi yirmi yıl sonraya…



(GÜNDEN NOT:
1- Tanımadığım insanların iltifatlarından hoşlanmam, hoş iltifattan hoşlanmam! Bugün hayatımın en güzel iltifatını duydum.Baskı,maskı işleri yapan büyük bir kırtasiyeye uğradım, çocuk –“abla siz ne kadar neşeli bi insansınız” dedi! (sanırım saçımı bugün simon yapışımdaki, anaokulu öğretmeni görünüşümden)
Şaşırdım, Ben mi! dedim..ufaklık -“evet siz!” deyince, adını sordum;
Emre!İçimde nereyi gördün Emre!
Seni unutmayacağım…J
2- Akşam Kızılay’ın ortasında ot süpürge satan bi adam vardı, hayran kaldım cesartine, teknolojiye karşı duruşuna, öz güvenine ve akıp giden kalabalığa bişeyleri hatırlatışına!
3-Biyerde emaye kupa buldum, görür görmez aldım,beyaz ve kırmızı, kocaman tencere gibi…öyle mutlu oldum ki…(Çivit mavisi bile var J) )



22 Kasım 2012

primitif zevkler...




Hamurdan kadınlar sarmış dört bir yanımı, tüm gailesi yeni kek tarifleri olan, yaşama hamurdan liflerle tutunan kadınlar…hayatlarını yumurtaya bulayıp süsleyen kadınlar…..yeme, içme, sı.ma, sevişme ve giyinme temel ihtiyaçları lükse dönüştüren ,uğruna ölünmeye değer hiçbir  idealleri bulunmayan avam kadınlar….
Tanrım; tarih mi yanlış ben mi yanlış yerde bulunmaktayım,
söylesene nasıl bir şakadır bunlar!



(NOT:) bazı şiirler vardır  yaşadıkça her kelimesinden ayrı tat aldığın:

" ...
 Bir fikir ki, sıcak yarada kezzap, 
 Bir fikir ki, beyin zarında sülük.  
 Selâm, selâm sana haşmetli azap " 
(Çile-N.F.K)


Bir de insanın dinlerken üstüne film çektiği şarkılar vardır hani ....her dinlediğinde başka bir kareyi dondurduğun......





19 Kasım 2012

Sonsuz Aşk!

Fikrini, hayatını sorgulamayan;
derdi kendinden öteye gitmeyen, bitmeyen; sıradan bakan gözler ve yürekler anlayamıyor anladık!…
her gün kin bürüyor içimi, her gün daha çok nefret ve intikam!!! Ve intikam…
İntikaaaam!






16 Kasım 2012

el-ışk




Nasıl bir cerahatsın;
seni terler, seni kusar, seni tükürürler…seni giyer, seni yazar, seni ağlar, sana küfrederler…senden geçer, sana varır, sende kaybolup seni bulurlar(!)
Niçin cümlesinin derdisin de, adını sevinçle haykıranın yok,  feryad figan ağlıyor herkes!
Kiminde ayrılıksın, burukluk, kiminde pişmanlıksın, imkansızlık…
Ne pis bir illetsin ulan sen!!! Korkak işi büyüyor gövden!
Bilumum sanatta ağzındasın milletin; kaleminde, fırçasında, kırmızı ışıklı odasında, yatağındasın…düşmüşsün sanal ağa diyorlar, ne diyeyim daha beter olasın!
Abc yi çözene, iki satırı bir araya getirene seni öneriyorlar; yakında müfredata girersin, suallerin sorulur uzmanlık sınavlarında…
Ağlak çirkin kadınlara, bir de bıyıkları tütün sarısı pis heriflere ne de çok yakışıyor sana ölmek!
Girmişsin bi havalara; sanırsın sen olmasan dönmeyecek dünya!

Az geri dur !!!
Namı kötü!
Adı kirli!
Şeytanoğlu şeytan!
Bi sıkımlık canın var,
Avuçlarımdasın!



15 Kasım 2012

Neden-siz!



Tüm tanımları reddediyorum!
Gerekçem yok fakat nedendir bilmem mutsuz da değilim…
hatta biraz zorlasan kabak tatlısı, selanik örgü ve meyhane pilavı tarifi vereceğim…









12 Kasım 2012

Mandibula'r Zaaf'iyet!




-…….o onu dedi, bu bunu, şu şundan ötürü öyle, öteki bilmem neyin uşağıydı, ahh ah.. sen bilmezsin ben gördüm, şu şunun gibi, ama bak o öyle mi, öteki off anasının gözü, demi ama! ayrıca beriki için şudur budur derler haberin ola! ben şunu yaptım oysa, şu şunu yaparken, ben bunu yaptım bunlar otlarken, hem sen de görmüşsündür, kesin sana da rast gelmiştir  demi ama! aman da hakkım var, aman da emeğim…aman da ben iyi, ben saf, herkes kötü, herkes uyanık, ah konuşasım, dökülesim, hırsım, alamadığım plaketim, göremediğim günüm, makamım var! Demi ama?
Fakat ben kimseyle kötü değilim beni herkes bilir (demi ama)…!......

Saatler süren konuşmalardan  birinde dinlediklerimden bir kesit…

Kadınları dinlemek çok yorucu, idare etmek Allah muhafaza akıl işi değil zaten!
Kadınları dinleyebilen ve başını sallamakla yetinip, hafif tebessüm edebilenlere buradan bin selam olsun…

Enayilikle, dava insanı olmak,
Enayilikle, iyi niyetlilik arasında çok ince bir çizgi vardır ve baktığın açıdan değişir! Fakat bu idealist insanlara bir adım geriye gitmeyi düşündürtmez asla…


(Günden not: her yer sapsarı, sıcak şarap içmeye daha var…)





11 Kasım 2012

...dedi bir bilen-4




Lafları kadar ağır, ağırlıkları kadar ederi olmayanları yok sayıyorsun nicedir!
Cahil tavrı da tersten okur!
Sen iyisi mi Hak için de ki;
doğrudur, dilin kemiği yoktur derler ve lakin kulağın örsü, çekici var…






05 Kasım 2012

Nedir? (O Kadın)



Bir ben var dışımda,
İçine inat,
İçine
edilen ömrün
Demirden elbisesi sanırsın…


Bugün yol üstünde
rastladım kendilerine,
tam da sağa dönerken,
Dedim; buyur, beraber gidelim..
Dedi yok, yayan giderken
Taşları sayıyorum ben..
Bastım gittim..
Delimidir nedir,
Ne sıfatsız, ne ters bir kadındır bu!







02 Kasım 2012

"her dem ey zalim felek*"




Bazı işler sadece erkek eline yakışır, tecrübeyle sabittir; misal terzilik, dişçilik, aşcılık, kuaförlük ve hatta biçok maharet gerektiren ince zanaatte hep erkekler liderdir.
Bildiğin erkek! Hani senden daha zarif olmayan, hani çoğu kez kalas, ne anlar duygusallıktan, hele romantik hiç değil  dediğin ve hatta hani ağlamak yakışmayan, az kibar yaratık…
Söylesene, madem ki çok içlidir kadın, hani detaycıdır, duyguyla yaşar, gözü her daim yaşlı, kırılır incelikten… peki  niye kalemi akıp gitmez, niye mısraları ünlenmez, üstadı, şahı, anası bilmem neyi olamaz şiirin…yerli yada yabancı 2 kadın şair adı söyle, 2 mısra dök önüme de nutkum tutulsun!
Yoksa yoksa akıl işimidir ki şiir hani kadının eteği eksik, eli hamurlu, saçı uzun oluşundan yakışmaz şairlik(!)

Bana en çok dokunan, en afilli aşk şiirlerini erkeklerin yazışıdır!!! Demek ki erkek beter aşık olur haykırır, kadınsa lal(!)…söylesene kadın aşk şiirini niçin erkek kadar güzel yazamaz!
Neyini allasın pullasın bi herifin, neyine vurulsun, divane olsun erkeğin de döksün satırlara..
Gözleri…kaytan bıyık…ı ıhh!…pazu, adele…cık! Benzetsen!…ulan insan neye benzetir ki bi erkeği…Erkek şair  olsun diye şiire döksün diye, kadın; zarif ve hayranlık yaratan bir eseridir Tanrının … J


---------------------------------------------------------------
("her dem ey zalim felek".... bkz. Yaşar Nezihe Hanım- Gül Ruhlarını Gonca-i Zibaya Değişmem şiiri)
---------------------------------------------------------------






30 Ekim 2012

...dedi bir bilen-3




Bazı müzikler sözsüz olmalı, bazı şiirler sessiz okunmalı, bazı dertler derinde kalmalı……
Unutma bazı görüntüler içerden güzel, dışarıdan çirkindir; bırak artık alt yazı geçmeyi….!






24 Ekim 2012

isterim...

(Yer:Ayvalık-Eski Rum evleri..)
Belki ondan hiçbir zaman lüks(!), havuzlu, içinde her haltı mevcut kocaman siteleri, manzaralı, gösterişli evleri sevemedim...
Kapısını açınca bir parça küf , yaşanmışlık kokmalı.. içinde insanı mutlu eden bir sevimlilik olmalı; mesela gıcırdayan merdiveni, döküldükçe altından farklı renkler çıkan duvarları, banyosunda kurnası, enteresan renkte bir yağlı boya ile boyanmış tahta gömme dolabı .....
Oturduğun yerden hergün yeni bir ayrıntısını keşfetmelisin evin...kah tavanın yüksekliğine, pencerenin pervazına, kapnın koluna, kah yerdeki taş döşemeye takılmalı gözün...
Bahçesi de aynı yaşanmışlığı hissettirmeli insana; bilmem kaç yaşında bir ağaç, bir köşede artık ağaçlaşmış bir gül, adını bilmediğin bitkiler, evvelce birilerince ekilmiş ve zamanı geldiğinde kendiliğinden açıp seni şaşırtan, mevsimi ayıktıran, bikaç kök kasımpatı, çiğdem ve hatta melisa ve leylak...toprağı eskimiş olmalı bahçenin, bi köşesinde yerelması çıkmalı, azıcık reyhan ve bir yerinde yaşlanmış nar yahut ayva ya da mürdüm eriği ağacı...belki bir köşesinde de hani çok da ışık almayan, örümceklerin ağ yaptığı, pek de ayak basılmayan bir yerinde çalılar içinde bakınca seni gülümseten böğürtlenler olmalı...
böyle bir evde yaşamalı,
böyle bir evi yaşatmalıyım, kendi hikayemi katarak...

bazen düşlediğini yaşamak pahalıya mal olur insana(!), 
istemekse bedava!...


23 Ekim 2012

tarihi sual



Eski yunan hariç berisini bilirim de, çok bileniniz varsa(!) uyarsın--
taaa ilk çağlardan beri insanlık, kaya kabartmalarında, duvar resimlerinde, çanağında çömleğinde, heykelinde, mimarisinde, alet edavatında, süsünde püsünde; korkularını, başarısını, yenilgisini, inancını, hakimiyetini, özetle günlük yaşamını betimlemiş de niçin bir “regl” sahnesi tasviri, imgesi yok hiçbir yerde…niçin her şeye bir tanrı uyduran insan bir “dismenore” Tanrıçası edinememiş kendine! Yoksa kadının acıyı örtbas etme ya da  utanma duygusu insanlığın tanrı arayışından önce mi peydahlanmış(!)



22 Ekim 2012

rüya...



Bazen biçok duyguyu bir gün içine sığdırır insan…asıl yaşaman gerekeni başka anlara ertelersin…öyle bigündü işte …
 Susması güzel, konuşması güzel, bakması güzel, dinlemesi güzel bigünün tüm zamanlara hakim olabilme ihtimalini düşünerek, düşleyerek  geçer diğer günler…
Ve belki bir ömür! Kim bilir….!

18 Ekim 2012

"Killing Me Softly"


Bir mevsimi uğurluyor,
bir ölüyü defneder gibi…
yağmur yağıyor bizim buraya gözüm,
yağmur yağıyor sarıya, yaprağa…
sabra , umuda…
akla, hayale…

Yarılıyor merhametten gök,
sığmıyor toprağa hüzün.






(Günden Not:Doğruyu kandırmak marifet gerektirmez; yiyorsa üçkağıtçıyı dolandır, katile pusu kur, yalancıyı inandır, zalime zulmet! dedi bir bilen...)


13 Ekim 2012

Sana Zahmet..


Bana olası düşler kurdur dostum...
konaklayalım,
bereketsiz topraklar yurdumuz olsun....
Bana olası düşler kurdur,
soyunalım,
heykelimizi diksinler
sevdanın  ücrasına..
Savaş de savaşalım,
oluk oluk
çizelim resmini cesaretin...
Bana düşler kurdur,
soldan sağa 3 adım
kimsesiz gezegenlere çıkalım..
bana olası düşler kurdur dostum,
gidelim dönmeyelim
varalım bulmayalım
görüp kör
dokunup taş olalım...
Bana olası düşler kurdur dostum
yere göğe sığmayalım...


(beni bunla,, buna gömün-1)



(Günden Notlar:
-haberleri  gazete ve netten okurum..Epeydir çizgi film kanalları izlediğimdendir
bilmiyorum nekadar zamandır dönüyor bu reklam ama meşhur A.A'nın  konut projesi reklam filmine denk geldim bugün..(hani evinizin hemen yanında ormanda at bindiğiniz reklam :)...sanırım herif tarih yazacağını düşünüyor...oysa tarih psikopatları, canileri, zalimleri, en boktan işler yapanları da yazar! becerdiğin haltın niteliği önemli...güzel fikir,en iyisi ol (!)

-bu sigaraları makinalar mı sarıyor! Haaa ondan uçup gidiyor havaya böyle samimiyetsiz, böyle çabuk, böyle tatsız...)



10 Ekim 2012

sanki...


Sanki önsözünü yazmaktayım bir ömrün...

Teşekkür ederim size, size de ve size, en çok da size.......
okuduklarınızın en ilginci olmayacaktır mutlak,
fakat bir savaşın öyküsü değildir artık bu ,ne de kabullenişin....
Müstehzi bir susuşun hikayesidir ....
Mubarek olsun.
armağanımdır size..


08 Ekim 2012

...dedi bir bilen-2



-Düşündün mü hiç;  hep aynı küçük kalabalıkta, hep aynı suratlarda boğulmaktasın! Yazmak için, yeni hikayelere, yeni yüzlere tahammül etmeli!
-Nasılsa her hikaye tanıdık....Ne tahammüle, ne zehirlenmeye, ne de roman yazmaya niyetim var! ....
dedi öteki...


(...ve sonbahar!!! hayranlık duyulan bir eseri izler gibi, heyecan ve tutkuyla....)


05 Ekim 2012

.....burdan köye yol olur...


Sen en derin acılarını içine akıtırken hani dışardan gördükleriyle yetinsinler diye susarken, saklamak değil de belki anlar birileri diye beklerken...yani onlar yokken; sen ayakta durmaya çalışıp eve geldiğinde bir can havliyle hıçkıra hıçkıra gömülürken yatağa, ağrılı saatlerde ...acılı saatlerde hep bir başınayken...birlikte olunulan saatlerde gözlerinden hüzün süzülürken, sen alırken-verirken kendi kendine, göğüslerken hayatı yani yakınmazken ...şimdi ağrın da acın da, mutsuzluğun da  dışarıya taşıyorken, artık gizleyebilme yeteneğini de yitirmişken, yahut gerek duymazken, umursamazken....yaralarını sarmayıp gizlenmezken korkusuzca; bir bakarsın herkes kahramanı kesilmiş senin hayatının, bir bakarsın açıktaki yaranı deşiyorlar...akıl vereni, fırsat bu fırsatken öğüt vereni, ben sana demiştim diyeni, herşeye bir bahanen vardı diyeni, yapma canına yazıktır diyeni, iyi düşün diyeni, ah ben önceden de seziyordum ama susuyordum diyeni, inatçısın, sen hep yanlıştın artık doğru bişey yapmalıyız diyeni, kendini düşün diyeni oluvermişler...
Nerdeydiniz, hangi kuma gömülüydü başınız!
Nerdeydiniz ulan bugüne  kadar  ey Allahtan korkmazlar!
bırakın yaram açık enfekte olsun!
Yargılamak...akıl vermek...eleştirmek...sonuna gelinmiş bir yolun , yolunu göstermek...en ucuzu en mutluluk vereni, en temizi değil mi işin!
Kimilerine ayakta liğme liğme olup dik dururken ölmek yaraşır, kimilerine başı eğik saniyelik bir ölüm!
aldınız alacağınızı ve gördünüz göreceğinizi,
siiiiiiiktirin gidin, dağılın şimdi!!!!



21 Eylül 2012

bir imansızın dilinden.....




Peyami Safa; “Aşk inanmanın şiiridir” diyor bir yerde...
(kulağa hoş geliyor..fakat bazı şairler; sadece epik yazarlar(!))  Hoş başka şeyler de söylüyor  bu konuda  Safa ama burası yeri değil! 
İnanmak!……
Tümüyle itaat etmek, koşulsuz teslimiyet !…
İnanmanın yolu ise sorgulamaktan geçer…
sorgulamak için de öncelikle şüphe etmek (!), didişmek kendinle, kafa tutmak…
ve sonra …sonrası malum işte:münafıklığın lüzumu yok(!)




06 Eylül 2012

...dedi bir bilen-1



Siyahla beyazın, iyiyle kötünün, çirkinle güzelin, aptalla kurnazın, uysalla asinin, sulhla cengin arası olabilmektir dikiş tutturmak! Ya birisin ya öteki...
sadıksın özüne ...
ondandır bocalayışın!
(-dinlenmeliyim dedi öteki…siyahtan geliyorum ben,
tonları bilmeden beyaza koşmak çok yorucu!)


Ötekinin sevdiği...


29 Ağustos 2012

tatilden...



Evden tünel kazacağım

Açık bir denize…

Hazır çırpınırken boğulayım

Maksat kıyıdan uzaklaşmak…



Geçen çocukluk arkadaşımı gördüm, sımsıkı sarılmamı algılayamadı önce kız.

Dedim, nasılsın?

Hayran hayran bakarken suratıma sırıtarak

Dedi- hiiiç bildiğin gibi işte..

(28 yıl önce bildiğim gibi!)

Dedim bekarsın herhalde

Yine sırıttı yüzüme bakarken

Dedi- heee olmadı işte…

2. ve 3. soruya yeltendim baktım cevaplar “hiiiç” ve “heee” yle dönüşümlü bıraktım onu güzel, sessiz dünyasına…

Sonra başka bir arkadaşımın annesiyle karşılaştım, dedim; nasıl o?

Dedi- nasıl olsun, hala şarkı söyleme derdinde bikaç yerde çıkıyor, bi de dın dın dın işte… (gitar dersi veriyor).

Eee sonra diyorum.

Diyor- boğarmış herifi diye evlenmedi, babası gibi ruh hastası oldu o da…

Düşünüyorum bir an; parlak elbiseler içinde, 3. sınıf eğlence mekanlarında şarkı söylerken onu, elinde saç fırçası yerine mikrofonla…

Ve başka bir arkadaş…duymuş geldiğimi, aradı..geldim bulamadım seni dedi sitemle.

Olsun dedim nasılsa görüşürüz bigün.(18 yıl olmuş görüşmeyeli oysa)

Numarasını verdi bana,

Olur ararım! dedim…

Ona göre ben şehre gelen medeniyettim.Farklı bişeydim işte, hayranlıktan gelen bir sevgi duyardı bana çünkü hep daha çok anlatacak şeyim olurdu başkalarına kıyasla…

Bandana, deri bileklikler, siyah oje ise medeniyetin izleriydi ona göre…

Acaba hatırlıyormuydu o da vişneyle dudağımızı boyayıp evcilik oynadığımız günleri…

Bi diğeri hani telli makara arabasıyla beni gezdiren çocuk…

Sormadım ama ayrılmış eşinden ve mahalli fısıltılara göre başka biriyleymiş…minik kızı Liliyle arkadaş oldu”lütfen gitmeyin bizde kalın dedi” evvelden babası derdi.

Babasıysa sadece gözlerimdeki boşluğa takıldı…

Anladım herkes ölmüştü, yalnız kalmıştı içimdeki sıska sarı…

Çocukluğummuydu lanetli olan, yoksa zaman mı lanetliyordu her çocukluğu……



(NOT: Ütü yaparken izlediğim kadınların %90 ‘ı gömleği tek taraflı ve kol kat izi yaparak ütülüyor.ütü bezi, suyu hak getire…vah benim emeklerim, cinnetli Pazar sendromum…..)



19 Ağustos 2012

ara sıra bazı...

Şimdi kader sırf öyle istiyor diye;

Günü doğurmuyorum ben maviye…folik asit de içmiyorum artık, demir de umrumda değil…zırhlı görünmek de!

Tanrıya sığındım, yokluğu verene…!

Şimdi kader öyle istiyor diye soruları sandığa kaldırıyorum, meeeeeeeee…liyorum ardından umutların, inanıyorum, ablak bir keklik gibi avlanıyorum tüm mahsum sebeplere….

Yoklukta israfsız sözlere tav oluyorum…telepatik cümleler çınlıyor kulaklarımda, ben susuyorum, duyuyormusun! İtaatkar ve “efendim” buyurun diye saygıyla açıyorum her telefonu, ardından basıyorum küfrü…sanırım birileri beni arıyor yokluğumda..

Düşlüyorum,önceden düşlenmiş her kareyi…donduruyorum…sevgiyle boğuyorum her sarıyı her filizi, her şiiri…memnuniyetle…..

Ve şimdi öyle istiyor diye kader “niye!” demiyorum mesela, imanla sebepsiz tapınıyorum her doğruya…mantığı olmaz diyorlar herşeyin; zavallı leylayı düşünüyorum, zavallı ferhatı işte daha biçok mağduru….kemiklerin toprakta buluşması hikayesine ağlıyorum, beyaz atlı (delikanlı) prensin beyaz düşlerine… Kafdağını aşan kahramanın Kaz dağındaki sarı kıza olan aşkını düşlüyorum (yok ben hikayeleri karıştırıyorum)……

Ben insanları da karıştırıyorum ki sorma…!

Kusurabakma connect olamıyor duygular bazen kilometrelere..

Şimdi kader öyle istiyor diye içime kaçıyor sesim, boşlukta bir çaresizim!

Ve kader şimdi sırf zırvalıyor diye sen de inanıyormusun yani tüm bu söylediklerime!




şimdi ...

Şimdi doğduğum ve çocukluğumun büyük bir bölümünün geçtiği topraklarda bana ait ne varsa toplayıp hafızama gömüyorum…yağlıboya tozlu bir tabloya bakar gibi bakıyorum her manzaraya..şehir aynı, ben bir parça büyümüş ve anlamşım hepsi o…insanlar çocukluğumdaki gibi sevilesi değil, ben hep aynı ben ama yerinde durduğunu sandığım herşey değişmiş, toprak bile çürümüş…

Fakat sorsa bir yabancı seviyorum memleketimi; davulun sesinin uzaktan hoş geldiği gibi… uzaktan sevmeyi seviyorum memleketimi ve memleketime dair herşeyi…

Ve düşünüyorum 3000yıl önce medeniyetin bu topraklardaki izini…ve kızıyorum bu topraklara; binlerce yıla rağmen insanlarının temel kaygılarını iyi giyinmek ve iyi yemekten öteye götüremediğine….ve kızıyorum insanlara; bu topraklara hak ettiği kıymeti veremediklerine…




10 Ağustos 2012

To be, or not to be: (that isn't the question)


Yokla var arası olmak” yani; var olup da aslında yok olmayı becerememek yahut yok olup da var gibi yapabilmek …

Nasıl rezil bir kabiliyettir bu böyle!

Birinden bi diğerine geçişin uzun süren sancısımdır bu yoksa…

Bişeyin arası olmak …

Alıştıra alıştıra gitmek, kalır gibi yapmak, göstere göstere öldürmek,

yavaş yavaş dönmek, azar azar sindirmek …


Hayat bile delikanlı değil be olum!





08 Ağustos 2012

sövgü

Şöyle ağzımı doldura doldura, tepeden tırnağa, gelmişden geçmişe, cedden başlayıp, beşiktekinden mezardakine sayasım var…

Ve lakin kadın olarak küfredebilme yeteneğimin sınırlarının(!) farkında olup her lafın ucunun zerre beyinli bir kadına dokunacağından daha yaratıcı küfürler üretme zaruretini duymaktaydım…(daha geniş kapsamlı olması mahiyetinde)

Neden sonra kendime gelip : --------Ulan başlarım ucuna da dokunmasına da; kadınına da kızanına da bunları çıkarıp ortaya salanın ecdadına da… tükürürüm sarmalına , molekülüne de, evrimi binlerce yıl geriden takip eden ereksiyonu mevcut lakin erectusa varamamış tiplerine de…bunlara döllenenin, dölleyenin döllenme yeteneğini veren kadere de………..

İstisnasız sövesim var her nesneye……..

Nefretle mi başlıyor bilgelik söylesene!

Yoksa sövmekle....

Barışmakla mı tüm evrenle

Yoksa o evrende kaybolmakla…

Hoş görmekle mi başlıyor herşey

Yoksa boş vermekle…

Yoksa

Boş verip boşlukta

Boş gezmekle…..!


Bazen oluyor böyle…. Sonra kendine geliyorsun; aynanın karşısına geçip, afedersiniz hanımefendi ayıp oldu size de deyip, göz altı morluğunu gizliyorsun bir stikle, sonra allıyorsun kendini, pulluyorsun, atkuyruğu yapıyorsun saçlarını uysal bir at misali…. hüzünlü yüzün çıkıyor açığa, kirpiklerini boyuyorsun ok ok, biraz çiçek kokuyorsun masumane, biraz alt dudağın kıvrık doğuştan meyilli bükülmeye…susuyorsun…

Susuyorsun…özüne inkar ve itaatte zorluk çeken her nesneye…

Susuyorsun…

Sonra sen susarken, yahut uyurken yahut dolaşırken biyerlerde, otururken çooook mesut bir kalabalıkta, boğulurken yani sen susarken aslında hep, hücrelerin isyan ediyor, küfrediyor ağız dolusu o onun bunun çocuklarına…




04 Ağustos 2012

Olur da...



Hırs, intikam, tutku nerdedir desen siyesettedir derim…

İkrah ve insanın güzelliğini inkar için siyaseti denemelisin!

Oyunların, riyanın farkına vardığında çok geçtir artık; “bumudur” “böyle olmamalı!” yolunda bu kez küskün ama vakur insanlığı ıspata geçersin…

Kaçmak için çabalar yine de parkta yeni tanıştığın biriyle, yahut taksiciyle veyahut markette kasa sırasında dökülmeye meyilli biriyle ve bazende tv haberlerine söverek kendi kendine devam ettirirsin bu alaşkanlığını…

bir hayat şekli…

bir seçim…

hobiden öte bişeydir…

Yani çok geçtir bulaşmışsındır bikere……….


(NOT:

-Olur da K.K. genel başkanı olursam bu partinin IQ su yetersiz, kibirli, haset ve fesat ,kikirdek, koca memeli, çenesi düşük ne kadar kadın varsa hepsini üstün çabalarından dolayı ihraç edeceğim, yerlerine kadın görünümlü, tavşan yürekli erkekleri görevlendireceğim!

-o da olmadı “Orta Yolcular” diye yeni bir parti kurup ne kadar silik, şerefsiz, ne yana çeksen o yana gidecek, satılık yavşak varsa oraya toplayıp siyasete yeni bir kan kazandıracağım!

-yok hiçbiri olmazsa en kötü ihtimalle kendime müstakil bir ev alıp, ön bahçesinde vita kutusunda orkide ve bambu, arka bahçesinde ise yoğurt kaplarında bonzai ağacı yetişireceğim sonsuz huzur içinde…)



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...