29 Ağustos 2012

tatilden...



Evden tünel kazacağım

Açık bir denize…

Hazır çırpınırken boğulayım

Maksat kıyıdan uzaklaşmak…



Geçen çocukluk arkadaşımı gördüm, sımsıkı sarılmamı algılayamadı önce kız.

Dedim, nasılsın?

Hayran hayran bakarken suratıma sırıtarak

Dedi- hiiiç bildiğin gibi işte..

(28 yıl önce bildiğim gibi!)

Dedim bekarsın herhalde

Yine sırıttı yüzüme bakarken

Dedi- heee olmadı işte…

2. ve 3. soruya yeltendim baktım cevaplar “hiiiç” ve “heee” yle dönüşümlü bıraktım onu güzel, sessiz dünyasına…

Sonra başka bir arkadaşımın annesiyle karşılaştım, dedim; nasıl o?

Dedi- nasıl olsun, hala şarkı söyleme derdinde bikaç yerde çıkıyor, bi de dın dın dın işte… (gitar dersi veriyor).

Eee sonra diyorum.

Diyor- boğarmış herifi diye evlenmedi, babası gibi ruh hastası oldu o da…

Düşünüyorum bir an; parlak elbiseler içinde, 3. sınıf eğlence mekanlarında şarkı söylerken onu, elinde saç fırçası yerine mikrofonla…

Ve başka bir arkadaş…duymuş geldiğimi, aradı..geldim bulamadım seni dedi sitemle.

Olsun dedim nasılsa görüşürüz bigün.(18 yıl olmuş görüşmeyeli oysa)

Numarasını verdi bana,

Olur ararım! dedim…

Ona göre ben şehre gelen medeniyettim.Farklı bişeydim işte, hayranlıktan gelen bir sevgi duyardı bana çünkü hep daha çok anlatacak şeyim olurdu başkalarına kıyasla…

Bandana, deri bileklikler, siyah oje ise medeniyetin izleriydi ona göre…

Acaba hatırlıyormuydu o da vişneyle dudağımızı boyayıp evcilik oynadığımız günleri…

Bi diğeri hani telli makara arabasıyla beni gezdiren çocuk…

Sormadım ama ayrılmış eşinden ve mahalli fısıltılara göre başka biriyleymiş…minik kızı Liliyle arkadaş oldu”lütfen gitmeyin bizde kalın dedi” evvelden babası derdi.

Babasıysa sadece gözlerimdeki boşluğa takıldı…

Anladım herkes ölmüştü, yalnız kalmıştı içimdeki sıska sarı…

Çocukluğummuydu lanetli olan, yoksa zaman mı lanetliyordu her çocukluğu……



(NOT: Ütü yaparken izlediğim kadınların %90 ‘ı gömleği tek taraflı ve kol kat izi yaparak ütülüyor.ütü bezi, suyu hak getire…vah benim emeklerim, cinnetli Pazar sendromum…..)



19 Ağustos 2012

ara sıra bazı...

Şimdi kader sırf öyle istiyor diye;

Günü doğurmuyorum ben maviye…folik asit de içmiyorum artık, demir de umrumda değil…zırhlı görünmek de!

Tanrıya sığındım, yokluğu verene…!

Şimdi kader öyle istiyor diye soruları sandığa kaldırıyorum, meeeeeeeee…liyorum ardından umutların, inanıyorum, ablak bir keklik gibi avlanıyorum tüm mahsum sebeplere….

Yoklukta israfsız sözlere tav oluyorum…telepatik cümleler çınlıyor kulaklarımda, ben susuyorum, duyuyormusun! İtaatkar ve “efendim” buyurun diye saygıyla açıyorum her telefonu, ardından basıyorum küfrü…sanırım birileri beni arıyor yokluğumda..

Düşlüyorum,önceden düşlenmiş her kareyi…donduruyorum…sevgiyle boğuyorum her sarıyı her filizi, her şiiri…memnuniyetle…..

Ve şimdi öyle istiyor diye kader “niye!” demiyorum mesela, imanla sebepsiz tapınıyorum her doğruya…mantığı olmaz diyorlar herşeyin; zavallı leylayı düşünüyorum, zavallı ferhatı işte daha biçok mağduru….kemiklerin toprakta buluşması hikayesine ağlıyorum, beyaz atlı (delikanlı) prensin beyaz düşlerine… Kafdağını aşan kahramanın Kaz dağındaki sarı kıza olan aşkını düşlüyorum (yok ben hikayeleri karıştırıyorum)……

Ben insanları da karıştırıyorum ki sorma…!

Kusurabakma connect olamıyor duygular bazen kilometrelere..

Şimdi kader öyle istiyor diye içime kaçıyor sesim, boşlukta bir çaresizim!

Ve kader şimdi sırf zırvalıyor diye sen de inanıyormusun yani tüm bu söylediklerime!




şimdi ...

Şimdi doğduğum ve çocukluğumun büyük bir bölümünün geçtiği topraklarda bana ait ne varsa toplayıp hafızama gömüyorum…yağlıboya tozlu bir tabloya bakar gibi bakıyorum her manzaraya..şehir aynı, ben bir parça büyümüş ve anlamşım hepsi o…insanlar çocukluğumdaki gibi sevilesi değil, ben hep aynı ben ama yerinde durduğunu sandığım herşey değişmiş, toprak bile çürümüş…

Fakat sorsa bir yabancı seviyorum memleketimi; davulun sesinin uzaktan hoş geldiği gibi… uzaktan sevmeyi seviyorum memleketimi ve memleketime dair herşeyi…

Ve düşünüyorum 3000yıl önce medeniyetin bu topraklardaki izini…ve kızıyorum bu topraklara; binlerce yıla rağmen insanlarının temel kaygılarını iyi giyinmek ve iyi yemekten öteye götüremediğine….ve kızıyorum insanlara; bu topraklara hak ettiği kıymeti veremediklerine…




10 Ağustos 2012

To be, or not to be: (that isn't the question)


Yokla var arası olmak” yani; var olup da aslında yok olmayı becerememek yahut yok olup da var gibi yapabilmek …

Nasıl rezil bir kabiliyettir bu böyle!

Birinden bi diğerine geçişin uzun süren sancısımdır bu yoksa…

Bişeyin arası olmak …

Alıştıra alıştıra gitmek, kalır gibi yapmak, göstere göstere öldürmek,

yavaş yavaş dönmek, azar azar sindirmek …


Hayat bile delikanlı değil be olum!





08 Ağustos 2012

sövgü

Şöyle ağzımı doldura doldura, tepeden tırnağa, gelmişden geçmişe, cedden başlayıp, beşiktekinden mezardakine sayasım var…

Ve lakin kadın olarak küfredebilme yeteneğimin sınırlarının(!) farkında olup her lafın ucunun zerre beyinli bir kadına dokunacağından daha yaratıcı küfürler üretme zaruretini duymaktaydım…(daha geniş kapsamlı olması mahiyetinde)

Neden sonra kendime gelip : --------Ulan başlarım ucuna da dokunmasına da; kadınına da kızanına da bunları çıkarıp ortaya salanın ecdadına da… tükürürüm sarmalına , molekülüne de, evrimi binlerce yıl geriden takip eden ereksiyonu mevcut lakin erectusa varamamış tiplerine de…bunlara döllenenin, dölleyenin döllenme yeteneğini veren kadere de………..

İstisnasız sövesim var her nesneye……..

Nefretle mi başlıyor bilgelik söylesene!

Yoksa sövmekle....

Barışmakla mı tüm evrenle

Yoksa o evrende kaybolmakla…

Hoş görmekle mi başlıyor herşey

Yoksa boş vermekle…

Yoksa

Boş verip boşlukta

Boş gezmekle…..!


Bazen oluyor böyle…. Sonra kendine geliyorsun; aynanın karşısına geçip, afedersiniz hanımefendi ayıp oldu size de deyip, göz altı morluğunu gizliyorsun bir stikle, sonra allıyorsun kendini, pulluyorsun, atkuyruğu yapıyorsun saçlarını uysal bir at misali…. hüzünlü yüzün çıkıyor açığa, kirpiklerini boyuyorsun ok ok, biraz çiçek kokuyorsun masumane, biraz alt dudağın kıvrık doğuştan meyilli bükülmeye…susuyorsun…

Susuyorsun…özüne inkar ve itaatte zorluk çeken her nesneye…

Susuyorsun…

Sonra sen susarken, yahut uyurken yahut dolaşırken biyerlerde, otururken çooook mesut bir kalabalıkta, boğulurken yani sen susarken aslında hep, hücrelerin isyan ediyor, küfrediyor ağız dolusu o onun bunun çocuklarına…




04 Ağustos 2012

Olur da...



Hırs, intikam, tutku nerdedir desen siyesettedir derim…

İkrah ve insanın güzelliğini inkar için siyaseti denemelisin!

Oyunların, riyanın farkına vardığında çok geçtir artık; “bumudur” “böyle olmamalı!” yolunda bu kez küskün ama vakur insanlığı ıspata geçersin…

Kaçmak için çabalar yine de parkta yeni tanıştığın biriyle, yahut taksiciyle veyahut markette kasa sırasında dökülmeye meyilli biriyle ve bazende tv haberlerine söverek kendi kendine devam ettirirsin bu alaşkanlığını…

bir hayat şekli…

bir seçim…

hobiden öte bişeydir…

Yani çok geçtir bulaşmışsındır bikere……….


(NOT:

-Olur da K.K. genel başkanı olursam bu partinin IQ su yetersiz, kibirli, haset ve fesat ,kikirdek, koca memeli, çenesi düşük ne kadar kadın varsa hepsini üstün çabalarından dolayı ihraç edeceğim, yerlerine kadın görünümlü, tavşan yürekli erkekleri görevlendireceğim!

-o da olmadı “Orta Yolcular” diye yeni bir parti kurup ne kadar silik, şerefsiz, ne yana çeksen o yana gidecek, satılık yavşak varsa oraya toplayıp siyasete yeni bir kan kazandıracağım!

-yok hiçbiri olmazsa en kötü ihtimalle kendime müstakil bir ev alıp, ön bahçesinde vita kutusunda orkide ve bambu, arka bahçesinde ise yoğurt kaplarında bonzai ağacı yetişireceğim sonsuz huzur içinde…)



01 Ağustos 2012

kuş bakışı vakitler...



Yorgunum dostum…

Tanrının insanı yaratmayı düşlediği zamandan geliyor taa yorgunluğum.




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...