23 Aralık 2013

Bir varmışla bir yokmuş …(I)


Bir varmış…var olmasına da
Ne gece inanırmış buna ne de gündüz..
Yokmuş da..öyle yokmuş ki
Hani görsen uzaktan
Hiç tanımasan
İşte bu diyecek kadar
Alnının ta çatısında yazarmış…
İşte bu ikisinin
Ne vardan yok olan
Hiçe varan
Ne de gözle tutulur
Ağızla söylenir
Bir hikayeleri varmış…
Senin anlayacağın;
Hiçbir halt
Anlamayacağın…



(NOT:  bi nefes alayım diye dolaşmaya çıkmıştım, yerler buz tutmuş..öyle soğuk, öyle soğuk, üşümüşüm… yok öyle sağa falan sapmadan, dimdirek yürürken tam da ilerde bir çadır gördüm…fuar mı kermes mi ne öyle bişey..dur bi gireyim az ısınayım dedim, hem de şöyle bir gezerim.. dört bir yan cıncık boncuk , işlemeli bezler, 2. el eşyalar, ev yapımı ürünler vs. vs.. satıcılar genelde kadın ve menopoz yaşlarını hayli aşmış, torun torba sahibi, emekli, hani bol hamurlu, bulmacalı, gözlükleri boyunda.. ulan ne boş işlerle uğraşıyor bu kadınlar diye düşünürken bi yandan da karman çorman şeylerde gözümü yorarken oda ne…O! vallahi O! O kadın…burada ne işi var ki! Tezgahlardan birinin başında oturmuş..Tanrım….saçları platin ve retro stilde, belli ki özel yaptırılmış, dudağında kırmızı bir ruj ve ağız kenarında rujdan kaymış sigara...o beni fark etmiyor, elinde bir kitap var ona dalmış, eski bir kitap, üzerinde “Gods and Religions” yazıyor. O fark etmeden tezgahını inceliyorum.. bi yığın eski kitap var…sonra ayakkabı tekleri! eski fotoğraflar …hepsinde aynı kadın belli ki rahmetli birinin anıları.. bir sepet içerisinde bir sürü kırılmış içleri boşaltılmış ceviz görüyorum…öte yanda kapağı açık bir kutu içinde, yeşil taşları olan bir tesbih…elime alınca bi bakıyorum imamesi yok, taşları aşınmış…ilginç…öte yanda kocaman bir sandık içinde eski zarfları kurdelelerle bağlı mektuplar….merhaba diyorum! Kitabını kapatıp sanki hiç tanımıyormuş gibi donuk bir suratla bakıyor bana... Satılık mı bunlar diyorum alayla..”Evvet!” diyor..ne kadar mesela şu eski fotoğraflar diyorum…”Kuş yemi parası!” diyor…ne demekse o.. ya elinizdeki kitap o satılık mı diyorum…”Yo hayır o beleş!” diyor…ya şu tesbih…”O seyirlik!”…ya ayakkabı tekleri, onlar niçin tek diyorum tırsarak..” Bazı şeylerin tek’i olmaz!” diyor...ama bazı şeyler de satılmaz cicim! diyorum…”insan bazen kazanmak için satmaz!” diyor.. artık ne demekse…
sonra sıkılmış olmalı ki bu sohbetten, ayağa kalkıyor hiddetle (uff ayakkabılarını görüyorum, çağla yeşili süet oxfordlar, üstelik vişne rengi kurdela bağcıkları varJ ) eliyle git işareti yaparak, kaşının birini kaldırıyor “hadi cicim hadi, tezgahın önünü kapamayınız!” diyor…inna sabirin..delimidir nedir, gülüyorum başımı çevirip ve çıkıp uzaklaşıyorum ordan..)




08 Kasım 2013

"renkler"



Hakkımı yiyordu hayat;
Oysa ben kelimelerden mi ibarettim!
Nerden baksan çenesi düşük bir sağırlığım,
Kulak tırmalayan bir dilsizliğim vardı..
(gel, sana hediye edeyim...)



(Not: Şu sıralar bolca Prag fotoğrafı bakıyorum, bi de Rebul Jasmine i keşfettim :)  ...belki de sadece iyi gelen-hissettiren ve mutluluk veren şeylere yöneliyorumdur..Yalnızlık kaliteli bişey be olum! kıymetini bilememişiz..)




25 Ekim 2013

rüya-2



Anlaşıldı bu hayat nereye koşar,
Dingin ve sessiz bir yoldan
Kimsesiz bir kapıya çıkar..



(Not: Kitapçı dedi ki "saçlarınızı kestirmişsiniz".. cevap vermedi tozlu kitapları izlemek için oraya giden ve çoğu kez kitap almadan dönen kadın.."nasıl bir kitap arıyorsunuz" dedi adam.
”Aslında okumak istemiyorum hiçbirşey “ dedi kadın..ve dedi ki kitapçı “öyleyse yazınız dostum, yazınız!”) 




09 Ekim 2013

yazmıyorum!


şu sıralar ne mi yapıyorum?
Yazmıyorum,
bilakis "Yaşıyorum"...

26 Eylül 2013

rüya-1



Nedir bu
Hazandan hicaza
geçme faslı!
Gel,
biz bu ömrü
dağa taşa vuralım…
Meğer  ki
acısız bırakmıyor acı yanı
Ey mest-ü hayranım
Gel ki zevkten ihya olalım…





06 Eylül 2013

boğulmak..

acıyı iliklerine değil tüm soyunun damarlarında yürürcesine var olma noktana kadar götürsen , yedi ceddin hisseder "vahh" lar ...
soluduğun havada oksijen mi kalır.......
ahh benim anam bi anlasan...
"serptigim su da yandı"...

01 Eylül 2013

buşekil



Nerde olduğunu bilmiyorsan,
nerde olman gerektiği de umrunda değilse
ve hatta nereye gideceğini de hatırlamıyorsan.......

30 Temmuz 2013

benden bişey-3 (Bozkırdan maviye ve yeşile...)



ve Tanrı ; kendi cennetini ayırmak için insaninkinden, ona "isyan"ı verdi...
İşte o yüzden hangi cennete varsam  fikrim "cehennem ol"du...




(her daim bol şekerli!)


(sanırım çocukluktan kalma bir mutluluk bu naylonlar..)




14 Temmuz 2013

kul elinden adalet(!)


Merhamet uyandırması gerektiğini düşündüğünüz dramatik sonlar vardır, vicdan(!) sızlaması beklenen …  hani vay beee neydi ne oldu diyeceğiniz...ama ne acıdır ki öyle olmaz, gözleriniz bile yaşarmaz! Tanrı bazen insanı öyle çaresiz bırakır ki; birilerinin tüm günahı üstlenmesini bekler, dur ! demesini… ve işte siz “dilsiz şeytan” olmamak için, taş kesilirsiniz…
Bi koluna Alejandro bi koluna ben girdim, dönüp:- “sizi Allah mı gönderdi” dedi..

kanım öyle bir öfkeyle akıyordu ki (hem de her şeye!) … dedim ki: “Evet! Tam da O gönderdi! Tam da O! O bir kötü arıyordu tam da bizi seçti! O böyle olmasını istedi…” ve yürüdük ordan zaatallerinin dönüşü olmayan sidik kokulu ikametgahına…



06 Haziran 2013

%1 ‘den Söylev (Nerde kaldı idealizm!)



Sıkıyorum dişlerimi nicedir,
Uykularım kaçıyor,
Fikrim sancıyor ki sen bilmezsin!
Sen karnavalda, maskeli baloda,
Klakson yarıştırma derdinde,
Pür makyaj fotoğraflar vermektesin…

Yemişsin tokadı susmuşsun,
Yemişsin bi yumruk,
Bilmem kaç yumruk daha..
Susmuşsun!
Şimdi herifçioğlu çekti diye saçının telini
“iyi de sanki sen bana bi tokat atmıştın!” deyip
Yana yakıla feverandasın!
Eh be gözüm kim dürttü seni(!)

Bu işler böyle olmaz;
Olsa da böyle OLMAZ!
Vallahi cılkını çıkartmaktasın!

I-------------I


(Kel alaka Not: Bilgiyi ve deneyimi depolamak mühim değildi! Tüm bunların ışığında yönünü bulabilmek, hayatının resmini netleştirmekti aslolan…
Çok insanlar görmedikmiydi silik ve kayıp!
Olmak!
Benliğinle iftiharın ta kendisiydi!
Olmak! “Ol” denildiğinden bu yana varlığın tüm yükünü sırtlanıp “Var” dan “Yok” a çıkmakdı!
Şimdi söyle! Kendi “hiç” ine ulaşan; bir “yokluğu” sonsuza dek umursarmı sanıyorsun!)




27 Mayıs 2013

benden bişey-2 (gögerçinler..)



Önceki hikayeyi bilen hatırlar (Abstract), bahsetmiştim kendilerinden . Bu kez balkonda nekadar naylon saksı ve yumurtlayabilcekleri nesne varsa hepsini kaldırdım. Yine olmadı tek tek çalı çırpı taşıyıp balkonun zeminine bırakmaya başladılar. Ben attım onlar yeniden taşıdı, tam yorulduklarını düşünürken bugün bi baktım (2 gündür balkona bakamayışımı fırsatlamış) köşeye yumurtlamışlar bile . Tabi çıldırdım, çamaşır asarken anne güvercin gelip balkon demirine kondu ve beni izlemeye başladı ( yumurtasını atacakmıyım atmayacakmıyım! )
Bana bak dedim; (açtı o kırmızı gözlerini dinlemeye başladı) yenildim sanma size, tabi geçen sezondakiler söylemiştir sana burada hizmetin bol olduğunu(!) Bak çamaşır asıyorum, mor dut yiyip gelip çamaşırların üstüne mıçmak yok, bilhassa balkon dışına ediniz, fazla dağıtmayın buraları, nedir ulan bu doğaya kazandırdığım güvercinin haddi hesabı yok, iyi niyetimi su istimal ederseniz yumurtanızı  boyar vitrine koyarım…ona göre! bir de yavru olduktan sonra 1 hafta içinde uçurucaksın haberin olsun, suyun, yemin benden diye tembelliğe alışma sakın, hayat zor! Bi de erkek kuşu hergün göreceğim burada söyle o puşta!  (Sanırım anlaştık..yine kandırdılar beni..)




(NOT: 34 yaşında bi dizi kelime doğurmuştum, bi süre önce azad ettim hepsini..Ne çok alışmışım meğer onlara. Şimdi kimisi havada uçuşuyor, kimisi asılı kalmış biyerde…mesela biri yastığımın altında, unutup yastığı her kavradığımda avcumu kesiyor, diğeri odamın penceresine yapışmış, perdeyi her açtığımda gün ona ışıyor, gece ona vuruyor manzara diye, bidiğeri halımın altına gizlenmiş, her kalktığımda ayağıma takılıyor, sendeliyorum.. bir başkası tavanda, sırt üstü uzandığımda gözlerim oraya odaklanıyor, biri duvarda yanlışlıkla dokununca ağlıyor, birbaşkası masamdaki kitapların arasında, her satıra her kelimeye nüfuz etmiş…biri kalemimin ucunda, en çok…en çok da ona hayıflanıyorum….)





17 Mayıs 2013

Vücûd...



Dediler;
Biz dünyaya bir kez gelir,
Meydan okur
Döneriz..
Dediler;
İnandırmak zordur bizi
Ama bikez inanırsak
İnandığımız uğruna savaş verir
Tüm dünyayı inandırırız!
Sen kimlerdensin!
Yoluna başkonulanlardan mı
Yolu bir başına inançla adımlayanlardan mı!
Söyle Kimsin Sen!!
……………………………..


Yüreğimden ciğerime bir pulluk geçiyor
Geçiyor ha geçiyor
Dönüp dönüp…
varıyor içimin magmasına…
Bir harf
Bir cümle değil
Oluk oluk türkü yürüyor damarlarıma…





10 Mayıs 2013

öğüt..




Her değmeyeceğini düşündüğünüz mevzuuda ağzınızı yormak durumunda kalmak, zamanla kalp ve beyninizi yorar…gün gelir ne edecek lafınız, ne verecek tepkiniz kalır…korkulacak yer  işte oradır; ağız yormak savaş vermektir…ve her savaşın bir sonu vardır…
Çocuklarınızı kırılgan yetiştirmeyin, kırmayın ki kırılmaya alışmasınlar, siz kırmayın ki kimsenin kırmaya gücü yetmesin, üzemesin…

(Günden Not: Hava serin ve  yağışlıydı bugün, Güven Park’tan geçerken Onu gördüm (“O kadın”), banklardan birinin tepesine tünemiş, üstü başı pejmurde sigara içiyordu. Şaşırdım, yüzü solgun, kılık kıyafeti son gördüğümden çok farklı, saçı başı birbirine karışmıştı…
Selamlaştık.
Dedim hayrola bu ne hal… dedi
-“yağmuru  seviyorum.”
Dedim, siyasete atılmıştınız(!), noldu?
Dedi
-“vaz geçtim, herkes akıllı bi ben deliydim…”
Ayaklarında yanları atmış conversler, üstü başı ıslanmış…üzüldüm
Dedim Tanrı yardım etsin sana..
Güldü….
Dedi
-“Tanrının çok işi var, benle meşgul etme”….
Çıkarmadım sesimi hızlıca ayrıldım yanından…






02 Mayıs 2013

benden bişey-1


 
  
Her zaman gittiğim bahçenin üst katında bu kitapçı..
arada uğrarım, bu gün de öyle bi gündü… bazen oturur sohbet ederiz sahibiyle daha ziyade siyasetten, ayrı fikirlerin insanlarıyızdır …klasik müzik yankılanırken küçük çarşıda, tek tek raflara bakıp kitapları severim ben, daha çok eski süreli yayınları ve sanat kitaplarını karıştırırım ..16bin kitapmış toplam, yeni ve eski..bazen kitap ısmarlarım getirir, eski kitap okumayı sevmem, hele roman hikaye falan hiç… aldıklarımı da bikaç sayfa okur sonra atarım kitaplığıma ve
derim ki;
tanrım yazılmamış kitap gönder bana(!) hiç okunmamış...



29 Nisan 2013

dedim ölorum diorlar viral ...



Ne meşktendir ne aşktan
Ne bir davanın sönmeyecek hırsından
Ne dünya derdindendir
Ne can havlinden...

Soylu bir acının
hüzünden peydahlı
rahminde büyümekteyim...



(Not: geçen dolmuşta karşı koltuktaydı, başta tanıyamadım, eğilip, cama çevirdiği yüzüne baktım.."O kadın"! Hani kuyudan arta kalan! Üstünde lacivert bi döpyes, saçları dağınıkça toplanmış tepede, etek boyu diz altı, dudağında narçiçeği ruj, ayaklarında topuklu pabuçlar...pabucun burnunda pabuçtan büyük lacivert kocaman bi çiçek...
dedim nerelerdesin, bu ne hal? 
kaşının biri kalkık, dedi-" nooldu yakıştıramadın mı!" 
dedim- yok estağfurullah(!)...falanca partinin filanca yerinin kadın kolu başkanı yapmışlar kendilerini, gülümsedim...dedim başka adam mı bulamadılar! 
dedi- "yok, bilhassa beni arıyorlarmış(!) "
dedim Allah zeval vermesin o halde o partiye, zatalinizin yüzüne baksın(!)
cevap vermedi kendileri...
bi süre sonra şöföre seslendi
-"meclis dikmen kapısında inecek var...!"
hey Allahım ne günlere kaldık....)







25 Nisan 2013

içerde üşüyor insan...




Leylaklar açmış bak ne güzel anne, hava nasıl güneşli, içerde üşüyor insan…
Ve çimler… toprak ne güzel anne…insanın toprağa uzanası geliyor ve hiç kalkmıyası… güneş vursa, yağmur yağsa ve bir yaprak gibi toprağa gömülerek, kaybolabilirmi insan sence anne…
Sustu…
O zaten böyle sorulara hiç cevap vermezdi.








23 Nisan 2013

dokunuş


Düşün!
Ki düşünmektir
Tüm işin
Ve belki
Tek dokunuştur
Kesiştiği yerde
Her düşün!




(Bir ad düşün!/Seslenemediğin /bir odadadan diğerine...
 Bir ses düşün!/Duyamadığın / titreyişini...
 Bir yeşil düşün!/Göremediğin /kırağı çaldığını…)











11 Nisan 2013

ZIRVA



Dilsiz  gülüşlerin
ezgisiydi sokağın düşü,
düşledik!
çığlıkları boy verdi gençliğimizin,
İzledik !
geçmişimiz  sızıyordu
kör bir dehlizin
nefessiz gecesine,
süzüldük!
bir çalım bakışa
Bir of deyişe ..
Terk ettik
Biz o şehri,
Ayak izlerimize
gömüldük!
Ta ki bozduk oyunu
Ta ki
Kor çember
alevden
geçtik ,
Dayandık kapılarına
Fikrin
Anladık!
ziyandı kelimeler
Çocuktuk!
Dönmezdi dilimiz
Sarardı yürek koftiye
Biz bu yüzden
İşte
bu
Kıçı kırık
cümleleri…
bıraktık!




burda hava ...


Sanırım bahar ya da Ankara’nın soğuk, lüzumsuz havası ruhuma öyle bi işledi ki, türlü huylar peydahlandı (halk arasında mevsimsel “depresyon”mu diyorlar sevmiyorum ben o kelimeyi) Bugün tam 6 kup dondurma yedim (her kupda en az 2 koca top olduğunu düşünürseniz!) …
çilekleri özenle doğramış, üstüne sade dondurmayı koymuş sonra  çılgınlar gibi yemişim.. yemişim.. yemişim ve mesut olmuşum…



08 Nisan 2013

durum..



Bazen savaş vermek için
Öylece durmak da yeter
Dimdik ve ayakta!
Fakat
Düşün
Balçıktan bir zaman içinde
Çırpın
Çırpın
Batmaktasın…






28 Mart 2013

.."Alem şirin yukuda.."




Geceydi…
Geldiler…
Dediler: “hanfendi bi yanlışlık olmuş yanlış mekanda, yanlış hayatı yaşamaktasınız…”.dedim: hah tam da sizi bekliyordum! …neyse apar topar alıp götürdüler bir masal içine…Kocaman kulesi, zindanları ve surlarıyla muhteşem bi saray…bahçesinde en sevdiğim ağaçlar, en sevdiğim çiçekler…sabahları ayağıma terliklerimi giydiren, durmadan etrafın tozunu alan, camları silen, yemeğimi yediren banyomu yaptıran, taze vişne şurubu içiren  hizmetkarlar, elbiseleri tirl tiril ütüleyen ütücüler, muhteşem tatlılar yapan aşcılar, saçlarımı çeşit çeşit ören kuaförler…odalar dolusu lacivert, mor ve siyah yüzlercee elbise, ayakkabı, çanta gardropları, canım sıkıldığında “hadi bi de Bach suit no:1 G major patlatın” dediğim baş ucu orkestram…okumaktan çok öyle bir gözden geçirmeyi sevdiğim milyonca kitap dolu kütüphanem, kocaman bahçede koşturan akhal tekem…fakat bi süre sonra bu kadar düzen, sesimi yükseltmek zorunda kalmadan bu kadar emre itaat canımı sıkmaya başlıyor…istiyor canım; bi küçük açayım, oturayım kocaman sarayımın kocaman manzarasına karşı, gel gör ki dingin ve altın varaklı bir yalnızlık, içimde isyan…diyorum, saf ipekten gecelikler altına şuursuz naylon terlikler giyeyim, arada Ankaralı Namık’tan “Dar geldi sana angara”… dinleyeyim …saray muhafızları isyana kalkıyor, surlar kulaklarını tıkıyor…
Ellerimi çamura bulamak istiyorum “aman olurmu!” lar…
Çıplak ayak bi koşayım istiyorum, kabarık elbisemin çemberi takılıyor ayağıma, tutuyorlar kolumdan “a aaa ya ayağınıza bişey batsaydı!”….lar…bi resim yapayım istiyorum…efenim post modern sanat beceriksiz işiymiş, “daha çok desen daha çok ayrıntı lütfen!”…ler…
Tam bir çıldırma, isyan arefesinde çıkageliyor yine benimkiler…
Diyorlar: “kusura bakmayın hanfendi; yine bi yanlışlık oldu bu değildi yeriniz…” hah tamam diyorum bu kez düzeltecekler…yine apar topar başka bir hayata …
Bi bakıyorum karanlık, soğuk bir hava .. ıssız bir sokak, baraka mı nedir tenekeden küçük bişey içindeyim, yerde kartondan gazete desenli halı, metal bi tabakta pelteleşmiş bi çorba yanında küfe yüz tutmuş çeyrek ekmek…üstümde kalınca bir hırka, parmaksız eldivenler, saçlarım düğüm düğüm, altta rengi siyaha çalmış içlik, ayağımda hayli büyük bir bot..sonra bi bakıyorum yalnız değilim…sarındığım battaniyenin altından sıska, karaya bulanmış, yanık burunlu bir tekir çıkarıyor başını belikli o da aç, acı acı miyavlıyor…hadi diyorum kalk gidelim…tahtası koflaşmış kapıyı gıcırtıyla açıyor sonra telle bağlıyorum…kapının önünde demirden içine çuval geçirilmiş bir çekme araba…hah demek ki çöp toplayacağız…çöpten sanat eserleri yapacağız(!) oley… fakat çok soğuk, donuyorum, ben soğuk sevmem ki! Popüler oluyorum, tanıyor herkes beni, arkamdan taş atıyor bu onun bunun çocukları “bi kibar olunuz lütfen” diye sesleniyorum duyan kim! Valla özgürlük güzel şey! fakat yine de tiyatro izlemeyi özlüyorum, orman meyvesi soslu pannacotta çekiyor canım, ve elmalı sufle, müze gezmek istiyorum, üstelik saç diplerim çıkmış, hem sonra şezlongda yatıp sevdiğim sigarayı içmek istiyorum…..olmadı bu da  olmadı ! böbreklerim iflas ediyor soğuktan, tırnaklarımdan iğreniyorum, öyle tiksiniyorum ki erpimiş çürük gıdalardan… ben aç kalıyorum; dilimde özgür ve dünyevi tasalardan yoksun şarkılar, soğuk kaldırımlar üstünde… zayıf bir bünyeyle doğal seçilime inat, tıbbi müdehaleye muhtaç…Olmadı bu da olmadı…derken geldi yine benimkiler dediler :” hanfedi bi yanlışlık oldu biz başka biriyle karıştırmışız sizi..”dedim şükür!
Kan ter içinde uyandım uykudan …

I----------------------------------I



18 Mart 2013

"Kahve Yemenden ..."


Ufak da olsa bir işi halledince “hah kahveyi hak ettik değil mi!” derdi, canı sıkkın olduğunda, elini başına dayayıp daldığında derinlere “hadi bi kahve yap da neşemiz yerine gelsin” yahut küstük mü haksız da olsa “bi barışma kahvesi yap da  içelim elinden” bazen de “bak bunun üstüne bir kahve gider işte!”derdi…
Bayramda seyranda her gelen misafire kahve ikram eder (tabi hepsiyle beraber kendi de içerdi).
Kahveyi özel çektirir, her yerde yada herkesin yaptığı kahveyi içmezdi, onun bir ölçüsü, şaşmaz tarifi vardı…her içtiğinden de keyif almazdı, bazen kimseye güvenmez kendi yapardı, fincanı ince ve küçük boy, cezvesi özeldi…kahveyi satın aldığı yer ise asla değişmezdi…derler ki; büyük dedesi at biner, bi yerden bi yere giderken küçük cezvesini, kahvesini, od ocağını da beraberinde götürürmüş…atadan kalma mirasıdır yani…
Çok da söylendiğim olurdu yersiz seslenmelerine, kahve içmek için bahane buluşlarına fakat gel gör ki zamanla ona benzedim…
Şimdi daha iyi anlıyorum onu! Meğer tek lüksüymüş hayattaki, sığındığı tek keyfiymiş, düşünüp çözüm bulamadığı anlarda yahut  isyan ettiğinde hayata  bazen de  küçük mutluluklarının simgesiymiş meğer tiryakiliği…
Sigarayı bıraktı bırakalı kahveyi de aramaz oldu,tadı tuzu da kalmadı… şimdilerde günde bikaç defa kahve içtiğimi görünce (pek tabi sigarayla) “yapma canına yazık” diyor, ben gülümsüyorum ve hatta bi tane de ona yapıyorum…tıpkı onun bizamanlar başkalarına ikramı sevdiği gibi…
Beni tanıyan herkes bilir tiryakiliğimi ve hatta birçok arkadaşım benle sohbet ettikleri zamanlar yüzünden bol şekerli Türk kahvesi içmeye başlamışlardır, …ölüp gitsem hani adım en çok da kahveyle anılır…
Babamın bana devrettiği en büyük tutkudur kahve…aramızda duygusal bir bağ vardır…ve kahve tek başına bir sebeptir bazen güne katlanmak için…gerisiyse bahane!..






15 Mart 2013

ciddi



Açtım perdeyi baktım viran..
bi fırtna ki sorma!
sokak bildiğin o sokak, sağda her zamanki; kıçı 1 m. dışarıda park edilmiş kırmızı vosvos, az ilerde bir kadın, sıkıca tutuyor havalanan küçük kızın elini …sağ tarafta çıplak ağaçlar parkı..
Haaaa! Kırmızı! Kırmızı demişken;yarın…
tamam ceket kırmızı, elbise kısa ve siyah, saçlar tepeden örülecek de…ya sonrası…çorap kesinlikle siyah ve kalın…ulan gümüş rengi takı uymuyor ceketin düğmesi altııııııın rengiiiiiiiii! ya kırmızı taşlı kolye? Oyy baba çıka! ağır ve göz yorucu! ya küpe, o ne olacak şimdi? Yoksa sadece yaka iğnesi, halka küpe, kırmızı ruj, siyah çizme, siyah çanta …ulan çanta küçük mü olsa büyük mü(bak bu çok önemli(!), gözlük? Siyah mı kırmızı mı…vay bu aynayı bulanın ecdadını!
Oysa öyle mi hayat! Çek altına botu, giy salopetini, sür gözüne siyahını…(fakat o gideceğin yere gitme.. )
Allahtan kimseye vekil mekil değilim J işin içine temsil(iyet) girdimi bütün mesaiyi aynaya harcıyacağım demekki…
(haaa anladım(mı) şimdi “kadın” ondan hep geç kalıyormu’ş’ meğer hayatın özüne(!)






10 Mart 2013

yine pazar..


Cumaları, pazartesileri…ne fark eder !
Fakat pazarları…ya o Pazar ları...!
“Bi hafta daha bitiyor”un sevimsiz vurgusu …!






06 Mart 2013

::Baktım can çıkmıyor huy çıkmadıkça(!)::



Artık bu;
Sır verir gibi kimseye söylenemiyenlerin fısıltıyla “Sonsuz Kuyu” ya bağrılışının, sığınışın kaleme alınışı değildir!
Anadan doğma, şehrin göbeğinde avaz avaz bağıranın, öldükçe dirilenin öyküsüdür…

            Dosta, düşmana, duyana, duymayana, meraklısına, kelimelerle doğana, aklı firar edene, kahramanlara, yüreği sağlam, ağzı bozuk, kalemi kuvvetli olana, gözü kara, sözü mert olana; yaşamakta inatcı bir kadının “Lisan-ı avam üzre” kaleme alınmış diyeceğidir…

            ( “Bir Bilen” e ne mi oldu? Ağzı bağlanıp, o kuyunun içine atıldı!
              Ya “Deli kadın” … Onu merak etmeyin..o özgür(!) kaldı…O artık lacivert döpyesi, sarı topuz saçlarıyla aranızda! )



26 Ocak 2013

...


Kapattım Kuyuyu kocaman bir taş ile…

İstedim; söz beni terk etmeden ben onu terk edeyim!








25 Ocak 2013

bugün...



Şiir;
Bir söz sanatıdır ve her sanatın icrası gibi kişiye göre yorumlayış farklılıkları bulunur.
Fakat benim kulağıma en iyi gelen şiir; imgeleri ard arda sıralayıp havada uçuşturmadan, laf kalabalığı yapmadan, duru ve yalın bir Türkçeyle, ciltler dolusu bir romanı bikaç satırla akıllıca özetleyen sözdür. Şiir akıl işidir, aklın ve zevkin kusursuz dengesidir..Kelimelerini deşince içi kof çıkan süslü yazı okumayı hamallık olarak görürüm.
Mutlak bir şekli olmamakla birlikte ben, beni sarsan ve şaşırtan şeylerden hoşlanırım!
(Oysa hayat ne kadar da sıradan!)

(Günden Notlar: (Sağnak yağıyordu daldım içeriye, sıcak bişeyler aldım, yağmurun altında oturup bi-iki sigara eşliğinde içeyim diye..
(Garson çocuk):- Abla bugün çok canlı görünüyorsun ;)
-Niye, normalde ölümüyüm!)



-Biliyormusun bazı "Şarkı"lar vardır etrafında kimse yokken dinlenir...!







21 Ocak 2013

Ön söz-üm...



Niyet bir ot gibi kımıldamadan izlemekse tüm mevsimleri bu otu yerinden sökmeyenin kabahati!
Yaşamak….
Onikiden vurmak için hedefi ve bittiğinde her şey “vay beee ömre bak!” demesiydi arkandakilerin…fakat bunu söyletmek için değildi yaşamak; daha çok şey sığdırmak, daha çok anlamak ve sadece başka biri, başka bişey olamadığın için, bin kez gelsen dünyaya aynı şeyleri yaşayacak olduğun için yaşamak!!!








16 Ocak 2013

kesit..


Her hafta sonu kalırdım orda..hele kış ayları sırf donup da o kocaman pirinç yatakta uyuyabileyim diye … iki de sedir vardı odada, yünle doldurulmuş yastıkları kaneviçe işlemeli - sanata ilk bakışımız-… bir de küçük bir soba; üzerinde tarçın ve ıhlamur kaynayan … bir   küçük penceresi vardı, köyün asfaltına bakan, karşıda fırın ve kahvehane… pencerenin içinde uzadıkça uzayan , çömlek bir saksıya ekili, kokusu hala burnumda bordo karanfiller…

Biz sevdaya bilmeden ağladık dostum, el kulağa atılıp söylenen uzun havalar eşliğinde…Çocuktuk…
Hala aynı alışkanlıkla aslında niye ağlarız, neye ağlarız bilinmez!
Az daldık mı derine, uzaktan bir klarnet sesi duyar yüreğimiz…
Ondandır; tokuz, başkayız buralara..




08 Ocak 2013

bu dünyanın her hırsından azade bir yer bulsana bana anneee! (O Kadın)



Sabah erken bi saatti, hafiften kar yağmaya başlamıştı…Büfenin önünden tam da sağa dönerken bi baktım o! Çömelmiş, duvara yaslanmış, önüne bir mendil açmış…
Hey günaydın, nerelerdesin sen desem de bakmadı önce yüzüme. Nedir o önündeki mendil, utanmıyormusun dedim,
başını kaldırıp:

-Yazıktır, ziyan olmasın kar..diye...

Hay Allah! Baktım incecik bişeyler var üstünde, dedim üşümüyormusun, evin nerde senin?

-Bir adım ötende!

Görmüyorum neresi?

-Hani duvarları demir, kapısı vicdan, camları acıdan…ya orası işte!

La havle….Yine rahatını bozmuş olmalıyım ki; mendilini alıp kalktı ayağa.
Heyy! Bi Dakka, ahbap olduk artık biz, tanışalım. Ben S…. dedim.
Döndü arkasını, yürümeye başladı

-Lüzumu yok, ben tanıyorum seni!

Uydurma, nerden tanıyacaksın sen beni!
Uzaklaşırken, yüzünü dönmeden seslendi:

-Aynı kalemden çıkmış, malum hikayeden!!

Yok, uğraşmayacağım ben bunla, çattık belaya, işim de rast gitmeyecek bugün bu deli yüzünden!



07 Ocak 2013

gel gel*.....



Desen hadi kalk Orta Asya’ya dönüyoruz, yok vallahi gelemem…şu aralar öyle tozu dumana katıp, at kuşanıp yola çıkacak durumda değilim…
Üstünüze afiyet bir duygusallık, bırakın pamuktan döşekler içinde, saten yorganlarda kıvrılıp yatayım durumundayım…
Yoo hasta değilim, benimki kronik bir durum, hani dilin damağın kurumuş da çölde kalmışcasına….

Ağlak bir şarkı çalll maystro!
(-ki ciğerim dağlana!)





02 Ocak 2013

İlahi Marduk!


(Fotoğraf:Berlin devlet müzesinde bulunan VA/243 katalog nolu bir Akkad silindir mührü gök cisimlerinin bilinen betimlemesinden oldukça farklıdır. Bu Sümerlilere göre güneş sistemini gösteren bir betimledir : on iki gök cismi içeren bir sistem.)



Yoğun ama enteresan  bir zaman içerisindeyim;
Aslına bakarsan piyangodan amorti de çıkmadı  fakat bir aydınlanma (!) yaşıyorum ki sorma, bu Marduk’un etkisimidir nedir helada bile bi fikir bir buluş üzerindeyim …


(Not: olmuyor...
tak tak attıramıyorsun, otomatik viteste "sabuha" dinlenemiyor.)







Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...