28 Mart 2013

.."Alem şirin yukuda.."




Geceydi…
Geldiler…
Dediler: “hanfendi bi yanlışlık olmuş yanlış mekanda, yanlış hayatı yaşamaktasınız…”.dedim: hah tam da sizi bekliyordum! …neyse apar topar alıp götürdüler bir masal içine…Kocaman kulesi, zindanları ve surlarıyla muhteşem bi saray…bahçesinde en sevdiğim ağaçlar, en sevdiğim çiçekler…sabahları ayağıma terliklerimi giydiren, durmadan etrafın tozunu alan, camları silen, yemeğimi yediren banyomu yaptıran, taze vişne şurubu içiren  hizmetkarlar, elbiseleri tirl tiril ütüleyen ütücüler, muhteşem tatlılar yapan aşcılar, saçlarımı çeşit çeşit ören kuaförler…odalar dolusu lacivert, mor ve siyah yüzlercee elbise, ayakkabı, çanta gardropları, canım sıkıldığında “hadi bi de Bach suit no:1 G major patlatın” dediğim baş ucu orkestram…okumaktan çok öyle bir gözden geçirmeyi sevdiğim milyonca kitap dolu kütüphanem, kocaman bahçede koşturan akhal tekem…fakat bi süre sonra bu kadar düzen, sesimi yükseltmek zorunda kalmadan bu kadar emre itaat canımı sıkmaya başlıyor…istiyor canım; bi küçük açayım, oturayım kocaman sarayımın kocaman manzarasına karşı, gel gör ki dingin ve altın varaklı bir yalnızlık, içimde isyan…diyorum, saf ipekten gecelikler altına şuursuz naylon terlikler giyeyim, arada Ankaralı Namık’tan “Dar geldi sana angara”… dinleyeyim …saray muhafızları isyana kalkıyor, surlar kulaklarını tıkıyor…
Ellerimi çamura bulamak istiyorum “aman olurmu!” lar…
Çıplak ayak bi koşayım istiyorum, kabarık elbisemin çemberi takılıyor ayağıma, tutuyorlar kolumdan “a aaa ya ayağınıza bişey batsaydı!”….lar…bi resim yapayım istiyorum…efenim post modern sanat beceriksiz işiymiş, “daha çok desen daha çok ayrıntı lütfen!”…ler…
Tam bir çıldırma, isyan arefesinde çıkageliyor yine benimkiler…
Diyorlar: “kusura bakmayın hanfendi; yine bi yanlışlık oldu bu değildi yeriniz…” hah tamam diyorum bu kez düzeltecekler…yine apar topar başka bir hayata …
Bi bakıyorum karanlık, soğuk bir hava .. ıssız bir sokak, baraka mı nedir tenekeden küçük bişey içindeyim, yerde kartondan gazete desenli halı, metal bi tabakta pelteleşmiş bi çorba yanında küfe yüz tutmuş çeyrek ekmek…üstümde kalınca bir hırka, parmaksız eldivenler, saçlarım düğüm düğüm, altta rengi siyaha çalmış içlik, ayağımda hayli büyük bir bot..sonra bi bakıyorum yalnız değilim…sarındığım battaniyenin altından sıska, karaya bulanmış, yanık burunlu bir tekir çıkarıyor başını belikli o da aç, acı acı miyavlıyor…hadi diyorum kalk gidelim…tahtası koflaşmış kapıyı gıcırtıyla açıyor sonra telle bağlıyorum…kapının önünde demirden içine çuval geçirilmiş bir çekme araba…hah demek ki çöp toplayacağız…çöpten sanat eserleri yapacağız(!) oley… fakat çok soğuk, donuyorum, ben soğuk sevmem ki! Popüler oluyorum, tanıyor herkes beni, arkamdan taş atıyor bu onun bunun çocukları “bi kibar olunuz lütfen” diye sesleniyorum duyan kim! Valla özgürlük güzel şey! fakat yine de tiyatro izlemeyi özlüyorum, orman meyvesi soslu pannacotta çekiyor canım, ve elmalı sufle, müze gezmek istiyorum, üstelik saç diplerim çıkmış, hem sonra şezlongda yatıp sevdiğim sigarayı içmek istiyorum…..olmadı bu da  olmadı ! böbreklerim iflas ediyor soğuktan, tırnaklarımdan iğreniyorum, öyle tiksiniyorum ki erpimiş çürük gıdalardan… ben aç kalıyorum; dilimde özgür ve dünyevi tasalardan yoksun şarkılar, soğuk kaldırımlar üstünde… zayıf bir bünyeyle doğal seçilime inat, tıbbi müdehaleye muhtaç…Olmadı bu da olmadı…derken geldi yine benimkiler dediler :” hanfedi bi yanlışlık oldu biz başka biriyle karıştırmışız sizi..”dedim şükür!
Kan ter içinde uyandım uykudan …

I----------------------------------I



18 Mart 2013

"Kahve Yemenden ..."


Ufak da olsa bir işi halledince “hah kahveyi hak ettik değil mi!” derdi, canı sıkkın olduğunda, elini başına dayayıp daldığında derinlere “hadi bi kahve yap da neşemiz yerine gelsin” yahut küstük mü haksız da olsa “bi barışma kahvesi yap da  içelim elinden” bazen de “bak bunun üstüne bir kahve gider işte!”derdi…
Bayramda seyranda her gelen misafire kahve ikram eder (tabi hepsiyle beraber kendi de içerdi).
Kahveyi özel çektirir, her yerde yada herkesin yaptığı kahveyi içmezdi, onun bir ölçüsü, şaşmaz tarifi vardı…her içtiğinden de keyif almazdı, bazen kimseye güvenmez kendi yapardı, fincanı ince ve küçük boy, cezvesi özeldi…kahveyi satın aldığı yer ise asla değişmezdi…derler ki; büyük dedesi at biner, bi yerden bi yere giderken küçük cezvesini, kahvesini, od ocağını da beraberinde götürürmüş…atadan kalma mirasıdır yani…
Çok da söylendiğim olurdu yersiz seslenmelerine, kahve içmek için bahane buluşlarına fakat gel gör ki zamanla ona benzedim…
Şimdi daha iyi anlıyorum onu! Meğer tek lüksüymüş hayattaki, sığındığı tek keyfiymiş, düşünüp çözüm bulamadığı anlarda yahut  isyan ettiğinde hayata  bazen de  küçük mutluluklarının simgesiymiş meğer tiryakiliği…
Sigarayı bıraktı bırakalı kahveyi de aramaz oldu,tadı tuzu da kalmadı… şimdilerde günde bikaç defa kahve içtiğimi görünce (pek tabi sigarayla) “yapma canına yazık” diyor, ben gülümsüyorum ve hatta bi tane de ona yapıyorum…tıpkı onun bizamanlar başkalarına ikramı sevdiği gibi…
Beni tanıyan herkes bilir tiryakiliğimi ve hatta birçok arkadaşım benle sohbet ettikleri zamanlar yüzünden bol şekerli Türk kahvesi içmeye başlamışlardır, …ölüp gitsem hani adım en çok da kahveyle anılır…
Babamın bana devrettiği en büyük tutkudur kahve…aramızda duygusal bir bağ vardır…ve kahve tek başına bir sebeptir bazen güne katlanmak için…gerisiyse bahane!..






15 Mart 2013

ciddi



Açtım perdeyi baktım viran..
bi fırtna ki sorma!
sokak bildiğin o sokak, sağda her zamanki; kıçı 1 m. dışarıda park edilmiş kırmızı vosvos, az ilerde bir kadın, sıkıca tutuyor havalanan küçük kızın elini …sağ tarafta çıplak ağaçlar parkı..
Haaaa! Kırmızı! Kırmızı demişken;yarın…
tamam ceket kırmızı, elbise kısa ve siyah, saçlar tepeden örülecek de…ya sonrası…çorap kesinlikle siyah ve kalın…ulan gümüş rengi takı uymuyor ceketin düğmesi altııııııın rengiiiiiiiii! ya kırmızı taşlı kolye? Oyy baba çıka! ağır ve göz yorucu! ya küpe, o ne olacak şimdi? Yoksa sadece yaka iğnesi, halka küpe, kırmızı ruj, siyah çizme, siyah çanta …ulan çanta küçük mü olsa büyük mü(bak bu çok önemli(!), gözlük? Siyah mı kırmızı mı…vay bu aynayı bulanın ecdadını!
Oysa öyle mi hayat! Çek altına botu, giy salopetini, sür gözüne siyahını…(fakat o gideceğin yere gitme.. )
Allahtan kimseye vekil mekil değilim J işin içine temsil(iyet) girdimi bütün mesaiyi aynaya harcıyacağım demekki…
(haaa anladım(mı) şimdi “kadın” ondan hep geç kalıyormu’ş’ meğer hayatın özüne(!)






10 Mart 2013

yine pazar..


Cumaları, pazartesileri…ne fark eder !
Fakat pazarları…ya o Pazar ları...!
“Bi hafta daha bitiyor”un sevimsiz vurgusu …!






06 Mart 2013

::Baktım can çıkmıyor huy çıkmadıkça(!)::



Artık bu;
Sır verir gibi kimseye söylenemiyenlerin fısıltıyla “Sonsuz Kuyu” ya bağrılışının, sığınışın kaleme alınışı değildir!
Anadan doğma, şehrin göbeğinde avaz avaz bağıranın, öldükçe dirilenin öyküsüdür…

            Dosta, düşmana, duyana, duymayana, meraklısına, kelimelerle doğana, aklı firar edene, kahramanlara, yüreği sağlam, ağzı bozuk, kalemi kuvvetli olana, gözü kara, sözü mert olana; yaşamakta inatcı bir kadının “Lisan-ı avam üzre” kaleme alınmış diyeceğidir…

            ( “Bir Bilen” e ne mi oldu? Ağzı bağlanıp, o kuyunun içine atıldı!
              Ya “Deli kadın” … Onu merak etmeyin..o özgür(!) kaldı…O artık lacivert döpyesi, sarı topuz saçlarıyla aranızda! )



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...