19 Mart 2014

öyle işte..



Hava güneşliydi, daha doğru dürüst kar yağmadan çiçeklenen dallara bakıp “iyi halt ettiniz!” dedim..ne lüzumsuz bir tezcanlılık böyle…
Az ilerde bir fırın vardı , insan ekmek almaya bu kadar heyecanla gider miydi! Neyse eşiştirme.. En sıcağından bir ekmek alıp çıktım…sonra tam da içimde sonsuz bir huzur yürüyorken bi baktım “O”, uzun zamandır rastlaşmıyorduk doğrusu merak da ediyordum kendilerini! Seninki yalınayak volta atar gibi bir oyana bi buyana yürüyor, arkasında 3-5 tane kedi onla birlikte hareket ediyordu..birden durup kaldırıma oturdu, kediler de etrafında dönmeye devam ettiler…beni görünce :
-heeyy! “Hani benim emaneti niye vermisin?” dedi.
Birden öylece şaşırıp kaldım. sonra…
- ??? ha? haaa… Selam !!!
deyip
Ben de yanına, kaldırıma oturdum..
-Sahi sen nerelisin? dedim.
-Kaynağından!
-yani?
-falanca … memleket!
-Hııı…Neyi meşhur sizin oraların?
-delisi akıllım! dedi…
Gülümsedik ikimiz de…
Sonra..ekmeği gözüyle işaret ederek,
-Nedir o kolunun altındaki, yoksa sen de mi modaya uydun !! dedi. (her halttan da haberi vardı!)
-Yo yo…değil!! Biliyormusun bu dünyanın en kıymetli, en güzel ekmeği..yiyelim mi beraber?
-madem öyle ver bakalım! dedi.
Ucundan bölüp biraz ona verdim, biraz kedilere doğradım, biraz da kendim aldım…
Yediğim en lezzetli ekmekdi, tutamadım ki gözyaşlarım öylece süzüldüler lokmalarıma…
O:
-du bakayım! deyip birden kemiklerimi kırarcasına sımsıkı sarıldı bana!
Sonra o kapkara elleriyle gözyaşlarımı silip, azarlar gibi
-Çok durdun! Hadi git sen! Gittt! ..dedi…
Ben de esip savurmaya başlamadan biran evvel kalkıp yanından ayrılayım istedim….


(NOT: “Hârâbat ehline hor bakma zâkir!

           Definelere mâlik  virâneler var!”)



06 Mart 2014

zaman...



Bilirmisin ciğere kara bir kan dolar,
Damla damla damla damla damla damla damla…
Düşün ki kocaman bir pıhtı
ve yeminden bir insan doğar..



02 Mart 2014

tebdil-i mekan..



   Sabahları Eskişehir Yolunda küfretme limitimi doldurup günlük trafik maceralarımı yaşadıktan, M.yazıcıoğlu cad. ışıklarında ard arda 2 Sabuha dinledikten sonra başlıyor gün …bomboş mekanda tanıdık tek şey,  beyaz açelyam ve beyaz porselen kedim.. …bakma sen bana ben zaten hiç bir mekanı sahiplenemedim…
   Manzarası çok iyi değil; karşıki ofiste mola verip balkona çıkan ve 2 köy satmışcasına sigarayı ciğerlerine çeken temizlikçi kadını ve hep aynı saatlerde sokaktan geçen Kızılderili adamı izlemek tek eğlencem …bi de arada mandıra arabası geçiyor…”bilmem ne Mandıra”…hep dalıp gittiğimde, vakitsizce geçiyor!
(Yok, öyle ıssız bi yer değil, benim gözlerim sadece bunları seçiyor...)
Bütün hayat hikayesini 2 güne sığdıran E30.. "abla  lisede yüzüne bakmadıklarımızın hepsi şimdi prenses olmuş" diyor, gülemiyorsun da…boş ver olum bunları sen sudoku çöz, ha bide bi bol köpüklü çek bakiim bana  diyorum…
sonra gelen giden falan filan…
ve gün bitiyor…

artık daha çok uyuyor daha az düşünüyorum…


(Not: Alzaymır riski sıradan birine göre 2-3 kat olan biri olarak şöyle bir yokladım kendimi, bigün herşey uçup gittiğinde en çok neyi unutmaktan korkarsın? ve hadi unuttun diyelim kim hatırlatacak sana!…)



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...