08 Mayıs 2015

GÜN den..


Havayı güneşli görünce biraz güneşleneyim istedim , yanıma okuyacak bişeyler alıp dışarı çıktım. Sağda az ilerde erguvan ve leylak kokularının birbirine karıştığı küçük bir park vardı …

Bi baktım “O”, o kadın..

Epeydir yoktu ortalıklarda, zaten sadece kendi istediğinde görmek mümkündü onu!

Kaldırıma oturmuş, ellerini çenesinin altına koymuş sanki bir yeri izliyordu..Üstü başı son gördüğümden beter, kirli olmamakla birlikte, pejmurde..saçları birbirine karışmış belli ki epeydir taranmıyordu. İçimden aman hiç dokunmayayım dedim, istediğim sadece sessizlik ve güneşti.. Beklenenin tersine (hiç kımıldamadan ve çevirmeden bana yüzünü):

-“Hey! Nereye kaçıyorsun!” dedi.

(Keşke kaçabilseydim sadece leylakların, yeşilin olduğu, güneşin hiç batmadığı bir ülkeye..)

Gülümsedim, kaldırıma yanına oturdum sessizce…bu kez hiç sormak gelmiyordu içimden nerelerde olduğunu, ne yaptığını…zaten anlatmazdı orası ayrı, hatta pek konuşmazdı ki..

Ben de onun izler gibi olduğu yöne bakıyordum, istifini bozmadan:

-“Hadi anlat!” dedi.

Ve ben ne anlatayım ! demedim..

başladım anlatmaya:

-          Sanırım birkaç gün önceydi, yo belki bir hafta olmuştur bir rüya gördüm, daha doğrusu bir rüyayla uyandım uykumdan. Hani küçük çocuklar çok ağlayınca bi süre sonra ağlayıştan kendinden geçer ve hıçkırmaya başlarlar istem dışı ve “hık” sesini duyarsınız…İşte bir iç çekmesi ya da o “hık” la doğruldum aniden yataktan, birden bir güvercin hızla kanat çırparak göğsümden dışarı çıktı! Hani parklarda falan yem yerken kuşa yaklaşınca ürker de birden havalanamaz , sertçe birkaç kanat çırpar ya…işte öyle…

Ne ki bu! Anlamı nedir diye düşünüp duruyorum günlerdir. Uçmağa mı vardım, canım mı çıktı yoksa? Sonrasında bi boşluk yoo boşluk da değil başka bişey hissettim tam tarif edemiyeceğim bişey..

Araya girdi birden:

-“Yooook! Tokluk!”

dedi. Hiç ses çıkarmadım, sonra öyle kendiliğinden bişeyler anlatmaya başladı, ilk kez bukadar uzun konuşuyorduk onunla, sanırım binbirgece masallarından biriydi anlattığı yada öyle bişey. Bir şehzade ve sultanı anlatıyordu, niye anlattı, orda ne kadar oturup onu dinledim bilemiyorum…dalıp gittim belki de çok da dinleyemedim, sadece şöyle başladığını hatırlıyorum masalın:

-“Kalem ve kağıt kullanmadan güzellik bahçesindeki varlıkları çizene selam olsun…

Gönülde bin derdim vardır ki onu gizlemek olmaz

Bu öyle bir dert ki eller kınayacağı için ağlamak olmaz

Ne müşkil dert olursa bulunur alemde dermanı

Ne müşkil dert imiş ki …. derman bulmak olmaz”

 

Masalda ne olduğu, ne anlattığı çok da mühim değildi, bitiyordu işte bir şekilde fakat son cümlesi, bana dönüp gülümseyerek:

-“….Çünkü yeryüzünde pek az kişi mutluluğa layıktır.”

oluyordu.

Sonra yanından kalkıp parka yönelirken bana :

-“merak etme, bundan sonra hep beraberiz!” dedi.

Kızsam kızılmıyordu da, kısacası günün nasibini alıp parka gittim…güneşe…leylak kokusuna ve elimdeki kitabı açtığımda gece kenarına karaladığım nota..

* ((O halde sen, emrolunduğun gibi dosdoğru yürü.))”
 
 
 
 
 
 
 
 




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...